Leyla KENT. Yazar, Seyyah Leyla Kent
banner
banner
banner
HOŞ GELDİNİZ!

Yazar, Seyyah Leyla Kent, Leyla Kent

Aşağı Kaydır
Leyla KENT. Yazar, Seyyah Leyla Kent
Leyla KENT. Yazar, Seyyah Leyla Kent
Kitap Yazarı
  • Email:
    kentleyla@yahoo.com
  • Adres:
    İstanbul / Maltepe

31.03.2026

Leyla KENT. Yazar, Seyyah Leyla Kent

Otuz Amerikalıdan oluşan bir heyet 25 Eylül de Erzurum’a gelecektir. Sivas memurları, eşraf ve kongre azasından bir heyet Amerikalılarla görüşür. Amerikalıların sordukları sorular ve verilen cevaplar.

Soru; Meskun unsurun lisanı Cevap: Herkes Türkçe konuşuyor.

Soru: Halkın kökeni hakkında Cevap: Türk ve Kürd ayrılmaz iki Müslüman kardeştir.

Soru: Siyasi partilerin adetleri, faaliyetleri

Cevap: Şu anda sadece Hürriyet ve İtilaf Partisi bulunmakta. Onlar ise şu ortamda faaliyetlerini durdurtmuş, tekmil millet istiklali için birleşmiştir. Milli istek ne İslam, ne de Turan birliğidir. Yegane gaye hudutlarımız içinde kalan İslami birlikleri birbirinden ayırmamaktır. Millet özellikle İzmir meselesinden dolayı İngilizlerden, genellikle de Avrupalılardan ağızları yandığı için Amerika’dan insani yardım!!! bekliyor. (Amerikalıların ne olduğunu aslında Avrupalılardan hiçbir farkı olmadığını yıllar içinde çok acı bir şekil de öğrendik) Şayet yardım alamazsak istiklalimiz için kanımızın son damlasına kadar savaşacağız.

Daha birçok sorular sorarlar.

Amerika tetkik heyetinin amacı aslında doğuda Ermenistan teşkilinin başarı derecesini anlamaya çalışmak olduğu aşikardı.

Bu arada MK Paşa kararlardan ziyade emirler tebliğine gidiyordu. Ne yapmak istediğini her taraf kendine göre tefsir ediyordu. Bu durum doğuda bilhassa Erzurum ve Trabzon da MK Paşa’ya karşı müthiş bir aleyhtarlık gelişmesine sebep olur. Erzurum kongresi azaları sözle ve yazıyla KK Paşa’ya müracaat da bulunarak Sivas kararlarını dinlemeyeceklerini bildirirler.

Sebep olarak şunu gösterirler.

MK Paşa, padişahı indirip kendi başa geçmek için çalışmalar yapıyor, şimdiden diktatörlüğe başladı.

KK Paşa ise kendisine müracaat edenlere karşı söylediği şu sözler dikkate değer. Şahısların zeka ve yaradılışları ne kadar yüksek olursa olsun memleketi kurtaramayacaklarına, selametin şahsi sivrilmekle değil, ancak milli irade ve kanunlara saygı ile mümkün olacağına inanırım. Bu inancıma karşı hareket edene göz yummam. Ben şimdiye kadar olan işlerde böyle bir hal görmedim, diktatörlüğe millet ve ordunun asla zerre kadar tahammül göstermeyeceğini kati surette eminim diye karşılık verir.

Erzurum kongre üyeleri Sivas da alınan 6 maddelik kararı kabul etmiyorlardı. KK Paşa da seçim kararını zamansız buluyordu. Sivas kongresi emrivaki ile milli bir hükümet tesis etmek istiyordu. Netice de bu olacaktı ama şu anda değildi. Aslında bu fikir ayrılıkları tehlikeli bir hal almaya başlamıştı.16 Eylül de gelen haberle Ali Galip olayının halledildiği artık bir Kürtlük ayaklanması endişesi kalmadığı da ortaya çıkmıştı fakat doğu da MK Paşa’ya karşı büyüyen bir aleyhtarlık vardı.

MK Paşa’ya karşı gelişen bu aleyhtarlık karşısında KK Paşa kendisine bir mektup yazmak zorunda kalır. Mektup mealen, kah heyeti temsiliye adına, kah da res’en, 10 Eylül 1919 da Dersaadetteki hükümete hitaben tebligat ve ihtarlarınız olmaktadır. Bu durum sizi sevenleriniz nezdinde bile tenkit olunuyor. Vatanımızın menfaati gereği olarak temsil heyeti ve kongre kararlarını daima imzasız olarak sadece heyeti temsiliye diye neşrini rica ederim şeklindedir.

KK Paşa, gerek Erzurum kongresi azaları, gerekse askeriye nezdinde Doğuyu iyi idare etmesem, bana samimi bağlı olmasalar ayaklanacak ve MK Paşa’ya karşı ayaklanma başlatacaklardı, benim çabalarımla Trabzon’da ki duruma hakim olduk demektedir. Bu olaylar sırasında KK Paşa ile MK Paşa arasında önemli tartışmalar yaşanır.

Tam o sırada Harput valisi Haydar beyden bir mektup gelir. Mektup da dikkat çeken noktalar; Ermeni’ye karşı bir nefret vardır ama seferberlik de hükümet de, ordu da ahaliye azami şiddet uygulamış, o yüzden Ermeni harici kim gelirse gelsin memnuniyetle karşılanacaktır. Hükümetle milletin ihtilafı herkesi endişelendirmektedir. Bilhassa hükümetin bu hareketleri bastırmak için itilaftan kuvvet istemesinden korkulmaktadır. Hükümetle, millet arasında maddi hiçbir bağ yoktur ama manevi bir bağ bulunmaktadır diye bazı konulara dikkat çekilmiştir.

Bütün bunların arasında para sıkıntısı da çekilmektedir. KK Paşa bazen subaylara kısmen para yerine elde olan erzaktan vermektedir. Azerbaycan hükümetine kaç defa haber gönderdim, felaketimize seyirci kalıyorlar bize ölmüş millet diyorlar serzenişinde bulunulur.

25 Eylül 1919 da yürümeye takati olan Erzurum halkı ellerinde Wilson prensipleri levhaları ile Amerikalı General Harbord heyetini karşılar. Her yaş için cirit, binicilik, güreş oyunları hazırlanır. Şehit yavruları buketler takdim ederek Ermeni mezalimi hakkında bütün bildiklerini anlatırlar. Halk buraların hakimi Türklerdir ve kıyamete kadar da onlar olacaktır diye haykırır.

General, milli merkeziniz olan Sivas bile uyuyor, milli gösteriler olmamasına çok şaşırdım deyince KK Paşa, bu bölgenin bir Ermenistan davası var, halkımız şu anda dünyada sözünü tutan!!! bir Amerika olduğunu bildiği için Wilson’un sözü üzerine hakkını silahlı müdafaa ile aramaktan vazgeçmiştir fakat bu güvenin suya düştüğünü görürse artık harekete geçme zamanı gelmiştir der.

Wilson prensiplerinin biz Türkleri ilgilendiren 12.maddesi; üç bölümden oluşuyordu. Türklere nüfus olarak çoğunluk oluşturdukları bölgelerde egemenliklerinin tanınması. Osmanlı yönetimi altındaki Türk olmayan unsurlara özerk gelişim olanağının sağlanması. Çanakkale Boğazının uluslararası güvenceler altında tüm devletleri gemilerine ve ticaretine açılması.

Bu prensipler Amerika’yı dünya da eşitliğin, adaletin savunucusu durumuna getirdi ama bizi ilgilendiren 12.maddenin 2.bölümü ile Anadolu’yu mandater devlet konumuna getirecek düzenlemeler yapılmak istenmesi resmen Türkiye’nin Amerikan, İngiliz, Fransızlar arasında bölüşülmesi, hatta Rum nüfusun fazla olduğu bölgelerin Yunanistan’ın kontrolü altına verilmesi, bütün bunlara ilave olarak kurulacak Ermenistan’a da Akdeniz’e ulaşacak bir liman verilmek istenmesi bu prensiplerin aslında Amerika’nın emperyalist politikalarına hizmet demek olduğunun açık bir kanıtıydı.

Amerikalı general gördükleri karşısında çok şaşırır, Türkleri bugüne kadar tanımamışız, müthiş kuvvet diye hayranlığını gizleyemez. Generale Erzurum’un bütün tarihi bölgeleri gezdirilir. Özellikle Ermenilerin yakıp yıktığı yerler, içinde yanmış insan cesetlerinin bulunduğu konaklar gezdirilir.

Hayretle okumaya devam ediyoruz gelen Amerikan heyetine piyano, keman eşliğinde yemek verilir. Amerikalı Harbord KK Paşa’nın kulağına eğilip Avrupa orduları karargahında bulunuyoruz hissini verdiniz. Bu arada Amerika size yardım etmek ister, yardımı verirken bir miktarda asker getirmek ister.

KK Paşa bunun üzerine generale, para tamamda neden asker getiriyorsunuz, yoksa sermayenizi Türklerin yağma etmesinden mi korkuyorsunuz? Bu bizi hiç tanımamak demektir. Asırlarca müstakil yaşamış bir millete askerle hakim olmak mümkün müdür? Asker getirmek demek Türkiye’yi istila etmek demektir. Nihayet Amerika’nın gerçek niyeti anlaşılmıştır.

General Harbord, sizi anlıyorum, Türkiye’ye yardım için ne gerekirse yapacağım der. Gelen heyetten bir generalin şu sözleri çok garip. General tabya ve kışlaların çokluğunu görünce bunlar yerine mektep ve fabrika yapsaydınız. Şimdi memleketiniz böyle fakir değil, bizimki gibi zengin olurdu. Bu general ya tabyalar konusunda bilgisiz ya da bizleri aklı sıra küçümsüyor.

(Tabya, stratejik önem arz eden bir bölgenin güvenliğini, savunmasını sağlamak üzere genellikle bölgeye hakim bir yere yapılan askeri tesislerdir. Amaçları düşmanı ileri savunma hattı oluşturarak engellemek olan tabyalar şehirlerin ileri karakolu durumundadır. Özellikle Erzurum’da 1867-1872 de Sultan Abdülaziz döneminde inşa edilen Aziziye tabyası 93 Harbinde (1877-1878) çok önemli görevler üstlenmiştir. Ruslar tarafından tabyaların işgal edildiğini öğrenen Erzurum halkı Nene Hatun önderliğinde kanlı göğüs göğüse çarpışmalarla tabyaları geri almayı başarmış, Rus ordusu geri çekilmek zorunda kalmıştır.)

KK Paşa, burada tam beklediğimiz cevabı verir. Generalim bu gördüklerin olmasaydı, burada bugün Türk mevcudiyeti kalmazdı. Asırlarca zalim çarların vahşi sürülerine karşı bu tabyalara sığınarak barındık. Hatta Wilson prensiplerinin sözde kalmasıyla büyük bir ihtimalle bunların sayısını daha da artırmak zorundayız. Bununla beraber tabya adedince mekteplerimiz vardı. Vahşi eller onları gördüğünüz gibi harabelere çevirdi.

Bu sözler karşısında general özür diler, doğudaki durumla ilgili çok daha fazla bilgi ister. KK Paşa, generali bilgilendirmeye devam eder. Ermenilerin katliam ve zulümlere devam ettiklerini söylerken. Türklerin Anadolu’nun en eski halkı olduğunu özellikle belirtir. Şimdi Ermenilerle meskun olan Erivan havalisini zapteden Selçuklular buraları Bizans İmparatorluğundan almışlardır. Ermenilerin istiklalini Türkler mahvetmemişlerdir. Aslında Ermenistan denilen yer Bizans ve İran arasında el değiştirmiş topraklardır.

Fasılasız bu topraklarda 11.asırdan beri Türkler hakimiyet kurmuşlardır. 28 Mayıs 1918 de bağımsızlığını ilan eden Ermenistan’ı ilk tanıyan ise Osmanlı olmuştur.

(Osmanlı Devleti Ermenistan’ın bağımsızlığını bazı şartlarla kabul etmiştir.

4 Haziran 1918 de bir protokol imzalanmış, Bu protokole göre,

Ermenistan, Batum da imzalanan anlaşmayla kabul edilen sınırlar dışında başka toprak talebinde b

ulunmayacak, Ermenistan sınırları içinde yaşayan Müslümanların dini ve kültürel haklarını tanıyacak Taşnak çetelerinin Osmanlı topraklarına yaptığı saldırıları engelleyecek, Ermenistan’ı üs olarak kullanmalarına izin verilmeyecekti.)

İngilizlerin tehdidi ile Kars dan birliklerimiz çekilince buraya gelen Ermeniler bölgeye hakim olmak için katliamlardan çekinmemişlerdir. Güneyimiz de de Fransız himayesinde yapmadıklarını bırakmıyorlar. 28 Mayıs 1919 da Erivan hükümeti Doğu vilayetlerimizi de ilhakla büyük Ermenistan’ın istiklalini ilan etti.

Bu izahatı yapan KK Paşa almak istedikleri yerde Türk halkı onları silahlı bekliyor. Bu Ermeniler için felaket olacaktır. Bizimle düşmanlıktan vazgeçsinler diye düşüncelerini dile getirir.

İstanbul da kabine 2 Ekimde düşünce milli harekata taraftar Ali Rıza Paşa iş başına geçer. Bu arada İstanbul hükümeti kongreleri sonucu oluşturulan heyeti temsiyelinin İstanbul’a getirilmesi için uğraşmaktadır. Asıl amaç MK Paşa’yı İstanbul’a getirmektir. Bunun için Fevzi Paşa görevlendirilir.

KK Paşa meclisin İstanbul da toplanmasına itiraz edilmemesini, çünkü milletin istiklaline engel olacak bir durumu Meclisi Mebusan’ın zaten kabul etmeyeceğini bu durumu kabul edenlerinde orada bulunması ile Meclis cebren dağıtılacak işte o zaman meclis kendiliğinden Anadolu da toplanacaktır. KK Paşa’nın fikri kabul edilir.

Heyet-i Tahkikiye (İnceleme Kurulu) üyesi İlhami beyle KK Paşa arasında şöyle bir konuşma geçer.

İlhami bey- Doğu illerinde Türklerin çekildikleri yerlere Kürtler, Ermenileri sokmamak için çalışmaktalar.

KK Paşa- Kürdistanı boşaltsak bile zavallı Kürtlerin kendilerini savunacak güçleri var mı sanıyorsunuz. Ermeniler, İngiliz, Fransız üniformasıyla milletimizi katledip buralara Ermenileri yerleştirerek Kürdistan yerine Ermenistan’ın gerçekleşmesine yol açmaktadır.

İlhami bey- Batı illerini kurtarmak için Doğudan fedakarlıktan başka çare yoktur.

KK Paşa- Fakir milletimizin hiç olmazsa bu ölüm kalım günlerinde olsun, parasını harcırah diye alarak onu zehirlemek günahından sakının diye tepkisini gösterir.

Tam bu sırada peygamberlik iddiasında bulunan Şey Eşref etrafına topladıklarıyla Bayburt da bir isyan çıkarır. 24 Aralık da Şeyh Eşref’in öldürülmesi ile isyan bastırılır.

KK Paşa, 5 Ekim 1919 da MK Paşa’ya yazdığı mektup da Kuvayı Milliye’nin bir siyasi cereyan olduğu zannında bulunanlara ve bu tarzda görmeyi emellerine uygun bulanlara karşı tedbirler alınması gereklidir diye yazar. Devamla Milleti büyük zararlara sokan ve medeni alem nazarında siyasi mevkimizi sarsan Balkan ve Umumi Harp seferleri mesullerinin sulhden sonra Yüce Divana verilmelerinin istenilmesi de gerekir. Çünkü bir gün yine birkaç kişi gelip kendi arzu ve isteklerine göre bir milleti yok etmeden çekinmeyecektir.

Bu sırada MK Paşa, 7 Ağustos 1919 dan itibaren kolorduların Kuvayı Milliye şekline dönüşerek Temsil Heyeti’nin emrine tabi olması için çalışmalara başlar. Fakat Batı cephesinin Kuvayı Milliye haline dönüşmesi birçok başıbozukluğa sebep olur. Aslında mücadele sahasında kolordular takviye olunarak bir cephe kurmak daha faydalı olurdu. Hatanın anlaşılması ile millet meclisi kurulduktan sonra tekrar muntazam orduya dönülür.

MK Paşa’nın 12.12.1919 tarihinde 15. Kolordu Komutanlığına yazdığı yazıda İngiliz ve Damat Ferit Paşa arasında imzalandığı iddia edilen muahedename (Devletler arasında imzalanan hukuki, diplomatik, siyasi, ticari nitelikli antlaşmanın adıdır) Aslı henüz bulunamamış.

İngiltere hükümeti kendi mandası altında Türkiye’nin tamamiyet ve istiklalini üstlenir.

İstanbul hilafet ve saltanat merkezi olacak ve boğazlar İngiltere’nin gözetim ve kontrolüne tabii olacaktır.

Türkiye müstakil bir Kürdistan teşkiline karşı gelmeyecektir.

Türkiye, İngiltere’nin Suriye ve Elcezire hakimiyetine icabında fiili yardım yapacak.

Milli cereyanların önüne geçebilmek için İngiltere zabıta kuvveti tahsis edilecek.

Türkiye, Mısır ve Kıbrıs üzerindeki bütün hukukundan feragat edecek.

Sulh şartlarının kararlaştırılmasından sonra ayrıca gizli bir anlaşma yapılacak.

KK Paşa, bu durum karşısında hem çok kızgın, hem de çok üzgündür.

MİLLİ MÜCADELE PLANI;

Milli Mücadele planının askeri hareket kısmı evvela Doğudaki tehlikeyi gidermek, sonra bütün kuvvetlerle Batıya dönmekten ibaretti. Buna milli bir hükümetin öncülük etmesi de planlar arasındaydı.

14 Ocak 1920 de İstanbul Meclisi Mebusan’ı toplanmakta olduğu sırada MK Paşa, 12, 14.,20., kolordular ve bazı grupların Mustafa Kemal Paşa’ya, 3.,13., ve 15., kolordunun ise Kazım Karabekir Paşa’ya bağlanmasına karar verir. MK Paşa aynı zamanda Umum Anadolu Kumandanı, Ali Fuat Paşa da Genel Kurmay Başkanı olacaktı.

KK Paşa, Erzurum ve Sivas kongresinde Doğu’yu ben, Batıyı da MK Paşa yöneteceğime dair karar almıştık demektedir. MK Paşa ise gönderdiği mesaj da; Silahlı mukavemet imkanını gösteren tek cephe Kafkas cephesidir, Türkiye, Kafkasya da Bolşevik istilasını kolaylaştırıp onunla birlikte hareket ederek Batıdan Doğuya doğru Anadolu, Suriye, Irak, İran ve Hindistan kapılarını açmış olacak fakat karşısında bu kapıları kapatacak kuvvetleri (İngilizler) hemen tedarik edemeyeceklerdir. Yine İngilizler, Bolşeviklerle Türkler arasında ki Kafkas hükümetlerinin istiklallerini tasdik ettiler. Şimdi emrivakilerle hem bu hükümetlerin vuruşmalarını çabuklaştırmak, hem de Türklerle Bolşeviklerin herhangi bir temasını men ve kontrol eylemek fikrindedirler.

(30 Ekim 1918 tarihinde imzalanmış olan Mondros Ateşkes Antlaşması ile Azerbaycan İngiltere’nin hakimiyeti altına bırakılmıştır. Yeniden Bakü’ye giren İngilizler 1918 yılında egemenliğini kazanmış Azerbaycan Cumhuriyeti’ni de tanıdığını kabul etmiştir.)

Eğer bu plan gerçekleşirse, Kafkas milletlerinin bize karşı set vaziyet almasıyla memleketimiz sarılı kalırsa Türkiye için mukavemet yıkılacak, Anadolu tamamen itilaf devletleri kumandası altında müstemleke askerlerinin hedefi olacak,

Onun için bu seddi itilaf devletlerine yaptırmamak için elimizden geleni yapmaya mecburuz. Yoksa itilafçılar Türkiye’yi muhasara altına alıp, iç çöküşü sağladıktan sonra İstanbul da geniş tevkiflere başlayacaklar sonra da idam hükmü mahiyetinde sulh şartlarını tebliğ edecekler.

Bunun için alınacak tedbirler; Doğu cephesinde seferberlik ilan edilerek Kafkas hükümetleriyle bilhassa Azerbaycan, Dağıstan gibi İslam ülkeleriyle temasa geçilerek itilaf planına karşı duruşlarını anlamak. Kafkas milletleri eğer bize karşı set olmaya karar verirlerse taarruz için Bolşeviklerle anlaşmak.

İtilaf devletlerini rahatsız eden Doğu halkının müthiş silahlı olduğu ve Doğu ordusunun silahlarını bırakmamasıydı. Bu arada Kafkas dağlarına henüz Bolşevik orduları girmemiş, İngilizlerde çekilmemişti. Ermeni, Gürcü kuvvetler de İngilizlerin emrindeydi. Kış mevsiminin en zor şartları yaşanıyordu. Böyle bir zamanda İngilizler savaşa girmek büyük bir felaketken MK paşa imzasıyla savaş isteği gelince KK Paşa çok şaşırır. Hemen ikaz ederek heyeti temsiliye’ye bir telgraf çeker.

İtilaf devletlerinin vücuda getirmek istediği Kafkasya seddi ve sonunda memleketimizi her taraftan işgal ve içten çökertme düşüncesi hayata geçirilemezken, Doğu bölgesinde hemen harekata başlanması ise mevsimin şiddeti halkın sefaleti yüzünden gerçekleştirilemez. Böyle bir durum bizi itilafa ezdirir ve memleketi çökertir. Yabancı basında, itilaf devletlerinin, doğuda Alman-Rus-Türk birlikteliği ile bir plan yaptığından şüphelenilirken, Türklerin yardımıyla İslam ülkelerinde bir ayaklanma planlandığının da öngörüsü yapılmaktaydı.

Hatta Yunanistan ve Gürcistan da Anadolu da MK Paşanın ve arkadaşlarının Bolşeviklik ilan ettikleri söylentileri de yayılmaya başlamıştı. KK Paşa bu durumdan rahatsızdır. Umumi harbede Alman planı ile böyle vakitsiz ve şartsız girmiştik diye uyarısını yapmaktadır. Eğer Bolşevizm emellerine dayalı bir teşebbüs yaparsak İstanbul amansız bir proje dahilinde tutuklamalar yapılacak hükümet tamamıyla İngiliz planını tatbik edecek.

KK Paşa’nın 23.2.1920 de Erzurum’da Harbiye nezareti, Heyeti Temsiliye ve Kolordu kumandanlıklarına yazdığı mesaj; Büyük çoğunluğu Türk ve Müslüman olan Elviye-i Selasiye’nin bize geri verilmesi, hiç olmazsa Iğdır, Kağızman, Sarıkamış, Oltu bizde kalmak üzere bir sınır çizilmesi. Hiçbir müdafaa kabiliyetine haiz olmayan, şimdiki hudutta kalacak bir ordu az kuvvetteki düşmana karşı bile müsait olmayan bir vaziyette kalacaktır diye fikir beyanında bulunur.

Yine o tarihlerde İngilizler silah ve cephanelerimizi alma isteğindedirler ama KK Paşa şiddetle buna karşıdır. Tek bir cephane dahi teslim edilmemelidir. 26 Şubat tarihinde gelen bir haber KK Paşa’yı çok üzer. Konya, Niğde, Nevşehir ahalisi Kuvayı Milliye aleyhine İstanbul’a telgraf çekmişler. Bu durum düşmanlarımızın ekmeğine yağ sürmek demektir. Kuvayı Milliye, milli Müdafaa demektir. Doğu illerimizi Ermenistan olmaktan kurtaran milli müdafaadır. KK Paşa Konya için serzenişte bulunmaya devam etmektedir. Konya da ki bu hal nedir? Kuvayı Milliye çökerse Konya dahi Yunan canavarlarının ayakları altında inleyecek ve İslam namusu orada dahi çiğnenecektir.

Aynı durum Anzavur Ahmet çetesiyle Biga da yaşanmaktadır.

Yine bu sırada İstanbul da bir fesat cemiyeti (MK Paşa’nın tabiriyle) İngilizlerle birlikte, hükümetin düşürülerek Ferit Paşa ile bir hükümet kurulmasını, Meclisin feshi, Kuvayı Milliye’nin lağvedilmesi, İstanbul da bir Hilafet şurası teşkili, Bolşeviklik aleyhinde fetva çıkarılmasına karar vermişti.

Bu durum üzerine KK Paşa, Heyeti Temsiliye’ye bir yazı yazar. Bütün yabancı basın ve İtilaf devletlerinin amacı Kürdü hatta Çerkezi ayırmak, Türkleri birbirine düşürmek, Anadolu’yu paylaşmak en sonrada Anadolu da Türklüğü ve İslamlığı bitirmek, Rum ve Ermeni gibi kendilerine sadık kültürler yapmak. Bu planının tatbikini Kuvayı Milliye geciktirdi. Bolşeviklerin Kafkaslar’ı aşmasıyla hasıl olacak netice, bu mel’un  planı alt üst etti. Anadolu Bolşeviklerle ittifak edince İngiliz’den fazla İngiliz olan hükümet bir müdafaa hattı oluşturup Türk milletini ordusuyla tehlikeye sokmaya çalışmaktaydı. İtilaf devletleri ise kabineye Kuvayı Milliye’ye sadık kimseleri sokturmama gayreti içindeydiler.

Burada milletin yapması gereken Ferit Paşa’nın kabinesini işbaşına getirmemek, Kuvayı Milliye’yi sağlamlaştırmak. İstanbul da ki kıymetli insanları, eşya ve malzemeleri Anadolu’ya taşımak, suikastlere, tevkif ve sürgünlere karşı uyanık ve tedbirli olmak. Basınla milletin içinde bulunduğu tehlikeyi ve düşeceği uçurumu millete anlatarak fikir ayrılıklarını ortadan kaldırmak.

KK Paşa bir noktaya daha dikkat çekiyor. Şimdiden hiçbir taahhüde girmemek şartıyla Bolşeviklerin bir an evvel Kafkasların güneyine gelmesini temin etmek için kendilerini bekleyen halk olduğunu kendilerine anlatmaktır. Bunun için de Anadolu’nun ve mümkün mertebe İstanbul’un dahi köhne ve namussuz memurlarını iyileriyle değiştirmek, her türlü eşkıyalığa karşı şiddetli davranmak.

Bu arada Harbiye Nezareti emirlerle İzmit’den ve gücünün yettiği yerlerden silah ve mühimmatı düşmanlarımıza teslim etmiştir. KK Paşa’nın endişe duyduğu diğer bir konuda hazinede ki mücevherlerin yabancıların eline geçmesidir. Bunların Anadolu’ya nakli için Heyeti Temsiliye’ye mektup yazar. Şu anda mümkün olmadığı bildirilir.

Kitap da çok ilginç bir bölüme geldik. KK Paşa 26 Kasım 1919 Çarşamba sabahı yalnız olarak Fevzi Paşa ile görüşür. Aralarında şöyle bir konuşma geçer.

Fevzi Paşa (Çakmak)

MK Paşa ve Ali Fuat Paşalar muhteris ve menfaat düşkünüdürler. Yalnız sana dayanıyorlar. Şunu iyi bil ki, eğer MK Paşa başa geçerse ilk işi seni yok etmek olacaktır.

Bu hususta tanıdığım bir çok kişi, senin en emniyet ettiğin İsmet bey ve Samsunlu Şefik bey de bu kanaattedirler.

MK Paşa’nın yakalanıp götürülmesi vazifemdir, karşı koyma, kendilerini yakalayarak gönderiyim.

KK Paşa’nın cevabı

Millet esarete girerken, onun istiklalinin kurtarmak için hayatını tehlikeye koyan kaç arkadaş varız görüyorsunuz. Bu vaziyet de, Türk milletinin ölümünü hızlandırmaktansa, bir an evvel Anadolu’ya koşup saflarımızdaki boşlukları doldurmalıyız.

Eğer iş bir Milli Hükümet teşkiline gider ve MK Paşa başa geçer ve dediğiniz gibi, benim mahvıma giderse, istiklalini kurtarmak için hayatımı adadığım milletimizin böyle bir faciaya müsaade edeceğine şüphe etmeye hakkım yoktur.

Ben size rica ediyorum, ön safımız zayıftır. Kıymetli şahsiyetinizle bunu kuvvetlendiriniz.

İlk adım olarak içtimaımıza teşrif buyuracaksınız ve orada MK Paşa ve Ali Fuat Paşalarla sarılıp öpüşeceksiniz ve ben de aranızda milli mücadelemizin bir samimi bağı olacağım.

Bu sözlerimin tesiriyle Fevzi Paşa hazretleri, bugün müzakeremize iştirak ettiler ve ben de üç paşayı kucaklaştırdım.

16 Mart 1920 de İngilizler Doğu ordusunu silahtan tecrit edemeyeceklerini anlayınca Meclisi Mebusan’ı basıp Kuvayı Milliyeci mebusları Malta’ya sürgüne yolladılar. (İstanbul Faciası ismi verilen bu baskında Meclisle beraber Şehzadebaşı karakoluna da baskın yapılmış askerlerimiz şehit edilmişti. Bu olaya misilleme olarak İngiliz gizli servis görevlisi Rawlinson Erzurum da tutuklanmıştı. Hatta 10 gün içerisinde Malta’ya sürgüne gönderilen mebuslar bırakılmazsa Anadolu da bulunan İngiliz subaylarının Ankara da kurşuna dizilecektir. İngilizlerle yapılan anlaşmayla Anadolu’daki İngiliz tutsaklara karşı Malta Sürgünleri tamamen 23 Ekim 1921 de bırakılmıştır.)

Yine aynı tarih de KK Paşa bu konularla ilgili bir Erzurum valisine de imzalatarak en iyi tedbirler alınacağına dair bir tamim yayınlar.

MK Paşa dan Doğu taarruzu ne zaman başlar diye bir mesaj alan KK Paşa cevap olarak, hava şartlarını sebep göstererek Bolşevik orduları Kafkas dağlarına gelememiş, Erzurum ile Sarıkamış arasında pek fazla kar yağışı olduğundan bu tarihte büyük bir harekat yapılması çok zor olacaktır. Müsait ve uygun zamanı beklemeliyiz cevabını verir.

MK Paşa ise bu mesaja şu cevabı verir. Mütalaatı aliyelerine tamamen iştirak eyle

İstanbul da Mebuslar Meclisi dağıtılmış, itilaf devletleri eline geçmiş ve artık milli hükümetimizin kurulma zamanı gelmiştir. Ankara da millet meclisi toplanarak, milli hükümetin tesisi ve ilanı, sonra da askeri planın tatbikine geçmek benim teklif ve arkadaşlarımızın da kabul ettikleri planın icabıydı. KK Paşa’nın, bütün uyarılarıma rağmen hala Doğu taarruzu düşünülmesi Heyeti Temsiliye’nin durumu gereği gibi kavrayamaması tepkisini çekiyor.

Ayrıca KK Paşa, kumandanlıklara Kolordum Doğu Anadolu vilayet halkıyla yekvücut olarak Türk ve Kürt kardeşlerine vaki olacak herhangi bir tecavüze göğsünü gerecek, Ermenilerden her türlü düşmanca harekatı Allah’ın yardımıyla kırılacak, İslam alemindeki dindaşlarımızın desteklerinin de bu noktada temin edilmesinin gereğini rica ederim diye bir tamim gönderir.

Bütün bu sözlere rağmen Konya’da Fahrettin (Altay) bey, Bandırma da Yusuf İzzet Paşa Heyeti Temsiliye’yi tanımayarak İstanbul hükümeti Harbiye Nezaretine bağlılıklarını ilan ederler. KK Paşa bu kişileri uyarmak için hayli uğraşır.

Bu sırada MK Paşa’dan bir yazı gelir. İstanbul işgali ile Diyarbakır havalisinde Kürtçü hareketlerin canlandırıldığı Ahmet Cevdet Bey tarafından bildirilir. Buna karşılık bölge Kürtlerinden Heyeti Temsiliye’ye bir yazı gelir. Hilafet ve saltanat makamının uğradığı tecavüz ve ihanetin tazmini, istiklalimizin temini için son damla kanımıza kadar mukavemete ahdediyoruz.

KK Paşa, 16 Mart da Doğu harekatına başlamak için Bolşevik ordularının yaklaşmasını ve kışın geçmesini beklemek ve bu zaman içinde bazı hazırlıklar yapmaya başlayacağını ve nisan ortalarında harekat imkanını MK Paşa’ya bildirir.

Nihayet 28 Mart da KK Paşa, MK Paşa’ya Nisan’ın 15’inden sonra harekete geçebileceklerini haber verir. KK Paşa’nın amacı Elviye-i Selase’nin işgalini güven altına almak, Bolşevik ordularını bize hakim vaziyete koymamaktır. Bu düşüncesini MK Paşa’ya defalarca bildirir.

MK Paşa’dan sizinle aynı düşündeyim diye bir cevap gelir.

KK Paşa harekat için canla başla bütün hazırlıklarını tamamlamaya çalışırken 18/19 Nisan 1920 de Heyeti Temsiliye adına MK Paşa, 500-1000 mevcutlu güzide bir birlik ya da gönüllü ister. Sebep olarak yer yer başlayan isyanlar ve firarlardan dolayı batıda yetersiz kalan kuvvetlere takviyeyi gösterir.

KK Paşa’ya bu arada MK Paşa, İstanbul’dan kaçan Fevzi Paşa ve arkadaşlarının hangi vazifede kullanılmasının en uygun olacağını sorar. Fevzi Paşa, Harbiye Nazırı, İsmet Beyin de Genel Kurmay Başkanlığına seçilmesinin uygun olacağını söyler. KK Paşa bir sitemde bulunur, ben bu zatları böyle görevlere getirilmesini sağlamama rağmen bana Doğu cephesi komutanlığı vazifesi dahi verilmediği gibi, alt kumandanlarıyla gerek MK Paşa ve gerekse İsmet Bey’in tehlikeli haberleşmelere giriştiklerini haber alınca her ikisini de şiddetli bir yazı yazar.

KK.Paşa sitemine devam ederek bir plan! gereğince ne Şark cephesi kumandanlığı, ne de Kolordular emrime verilmedi. Aksine bana bir de Erzurum vali vekilliği verildi demesi onun memnuniyetsizliğini gözler önüne seriyor.

Yine de her şeye rağmen bu durumu kabullenen KK Paşa, Kaçırılacak fırsatlar ve kaybedilecek bir gün bizim için pek zararlı olacak ve Ermenilerde dahil olmak üzere tekmil Kafkas kavimlerinin Bolşeviklerle anlaşması ihtimali karşısında kazanılmış haklarımızı da kaybetmiş olacağız endişesi içinde hareket zamanının tayini ve yapılması yetkisini ister.

Bunun üzerine MK Paşa’dan bir yazı gelir. MK Paşa işi ordu ile değil İtilaf devletleri ile çözme taraftarıdır. Üç maddelik bir plan öne sürmektedir. 1.Madde; Sulh konferansının hakkımızda alacağı kararlar kesinleşmeden iç ve dış vaziyetimizden dolayı İtilaf devletlerini bizimle anlaşma hazırlığından alıkoymamalıyız. 2. Madde; Bolşeviklerle yakınlığımızın şartları belli olmadan harekatın mahzurları vardır. 3. Madde ise; Ermeni olayları, sürekli Hıristiyan alemi tarafından aleyhimize kullanılmakta, halbuki Ermeni hükümetini ilk tanıyan Osmanlı devleti olmuştu.Şimdi Ermeni hükümetini ordumuzun kuvvetiyle mahvetmek ve Ermenilerin yok edilmesine sebep olarak Amerika kamuoyunu

Copyright www.leylakent.com her hakkı saklıdır.
photo
Bize Yazabilirsiniz
* Lütfen boş alan bırakmayın.