31.03.2026
Leyla KENT. Yazar, Seyyah Leyla Kent
KK Paşa, 1 Haziran 1919 da İsmet Bey’den bir mektup alır. Mektup da İsmet Bey Harici vaziyet karanlıktır. Bizi büsbütün imha ve İstanbul’dan tamamen çıkarma ihtimalinden vazgeçmemişler diye fikir beyanında bulunuyor. Paşa’yı bu sözler ziyadesiyle üzer. Çünkü o anda zaten İstanbul, İtilaf devletleri işgal altındadır istediklerini yapabilecek durumdadırlar. Sadece bu söylenenlerin sonucu aslında Anadolu’da Bolşevik yönetimine zemin hazırlamaktı. Neden mi? İtilaf devletlerinin propagandasını yapanlar sürekli Bolşevik orduları Karadeniz sahiline indi. Bolşevik uçakları Boğaziçine bildiriler atıp, Bolşeviklik gelirse Türk, Ermeni, Rum halkları arasında bir fark kalmayacak, itilaf birlikleri korkudan kaçacak propagandası yapıyorlardı. Şayet Bolşevik yönetim ilan edilirse böyle akılsızca bir hareket, asıl İstanbul’dan kovulmamıza ve mahvımıza sebep olur düşüncesindedir.
Yunanlılar Edremit, Akhisar, Nazilli’yi 6 Haziran da işgal ederken, 9-10 Haziran da da Kafkasya’dan tahrik edici bilgiler geliyordu. Gürcüler Tiflis de Bolşeviklere katılırken Batum’a da İtalyan ve İngiliz yaralılar getirilmişti. İşte tam bu sırada İngiliz ve Ermeni kuvvetler de Sarıkamış’dan geri çekilmeye başlamıştı.
Diyarbakır’dan gelen haber herkesi üzer. Diyarbakır’da ki on üçüncü kolordu jandarmaya dönüştürülecektir. Bu Anadolu’nun felaketi idi. Ermenistan ve Kürdistan kurulması için oynanan oyunların ilk perdesiydi. KK Paşa, MK Paşa’ya durumu izah eder, hükümetin mukavemetsiz durmamasını rica eder. On üçüncü kolorduya da böyle bir emri yerine getirmemesini söyler.
MK Paşa verdiği cevap da, İngilizler kesin olarak on üçüncü orduyu lağvetmek istiyorlar. Cevat Paşa ise hiç olmazsa kolordunun bir jandarmaya dönüştürülmesi için direniyormuş. MK Paşa, tekrar Cevat Paşa’ya direnmeye devam edilmesi için bir yazı gönderir.
KK Paşa on üçüncü kolordunun jandarmaya döndürülmesine asla izin vermedim. Çünkü dönüşmesi demek makinalı tüfek ve topların alınması demekti diye sözlerine devam etmektedir.
KK Paşa, 7 Haziran 1919 da, MK Paşa’nın siyasi ve haber alma şube amiri Kurmay Binbaşı Hüsrev Bey’den bir mektup alır. Mektup da Hüsrev bey siyasi vaziyetin elim bir hal aldığını, MK Paşa’nın mühim, müstakil bir memuriyetle Anadolu’ya gideceğini ve kurmaylığının alınmak istendiğini söyler.
İzmir vak’ası elim bir şekilde devam ederken, İtalyanlar işgal alanını genişletirken, sahilde ne olacağı da belli değil. Ermeni muhtariyeti konuşulurken, Sadrazam Ferit Paşa’nın İngiliz himayesini istemesi ise ayrı bir garabetti. Halbuki tam bir istiklalden başka her çözüm tam bir esarettir.
Hüsrev bey bunları yazarken pek çok fikrin gölgesinde biçare haldedir. KK Paşa’ya şöyle söyler. Siz şimdi son kurşunumuzu beynimize sıkıncaya kadar vatanımızı müdafaa edeceğiz diyeceksiniz. İmanı tam topraklarını seven her Türk de böyle söylüyor. Fakat bu milletin istiklalini kurtaracak mı öyleyse güç kimin elindeyse ona katılmaya mecburuz demesi ilginç.
Hatta devamında yapacağımız her şeyden evvel Bolşeviklerle temasa geçmek, prensipte anlaşarak İslam da, Türk de ananeler ve belirli kaideleri bozmamak şartıyla değiştirerek Bolşevizimin nasıl uygulanacağını kararlaştırmak olmalı şeklinde bir beyanda bulunuyor. Çünkü biz Bolşevik esaslarını kabul eyledik.
Bu kitapla, MK Paşa ve arkadaşlarının ciddi, ciddi Türkiye’ye Komünizmi getirmeye çalıştığına şahit oluyoruz. Bu idarenin memleket için bir mahzuru olmayacağı düşünülmüş.
Yine KK Paşa 22 Haziran 1919 da harbiye nazırı Şevket Turgut Paşa’ya, ve Genel kurmay başkanı Cevat Paşa’ya bir an evvel İstanbul’dan kıymetli kumandanları Anadolu’ya çıkarmalarını rica eden birer mektup yazar.
KK Paşa vasıtasıyla Refet bey, MK Paşa’ya 1.7.1919 da yazdığı mektup da, Sivas delegeleri seçildikten sonra MK Paşa’ya görevinden istifa etmesi gerektiği tavsiyesinde bulunuluyor. Özellikle İstanbul’a geri dönülme isteğine uymamak için, askerlik görevini bırakması gerektiği belirtiliyor.
3 Temmuz da MK Paşa, Rauf bey ve müfettiş kurmayları ile Erzurum’a gelir. Bu mektup onları çok üzmüş. Sivas da aleyhlerine gelişen bir galeyan durumu üzerine Sivas’ da kalmadan Erzurum’a geçmişlerdir ama Erzurum da toplanan delegeler onu kongrede istememektedirler. Bu durumu Raif efendi ve Necati bey vasıtasıyla KK Paşa’ya bildirilir.
MK Paşa’nın sine-i millete döneceğini söylemesine rağmen hala padişah yaverliğinden ayrılmamıştır. Bu onları rahatsız etmektedir. Eğer kongre üniforma ile idare edilecekse sizi idare eden makamda görmek isteriz diye KK Paşa’ya bildirilirken İstanbul hükümeti onu kovmuşken nasıl ona karşı cephe almıyor, nasıl onu tanıyor?
Bütün bunlara karşılık KK Paşa da şöyle bir fikir beyan eder.
Milletin ruhundan çıkan milli hareketimizi medeni cihana göstermemiz lazım. (KK Paşa’nın medeni cihanı, Mehmet Akif Ersoy’un tek dişi kalmış canavar olması ilginç) Üzerinde askerlik görevi bulunan bir kişinin kongreyi idaresi bir generalin ayaklanması mahiyetinde görülür, bunun medeni milletler huzurunda bir değeri yoktur. MK Paşa askerlikten istifa etmiştir (9 Temmuz da askerlikten istifa etmiş) Üniforma meselesi de kendisine iletilir. İstanbul hükümetinin düşüncelerine gelince bizim için önemi yoktur.
KK Paşa durumu, MK Paşa’ya iletir, MK üzülür. Daha dün askeri görevden ayrıldım. Bugünde milli bir vazifeye alınmıyorum. Şu durumda alelade bir fert olarak kaldım. Sözüne karşılık KK Paşa üzülmeyin diye teselli eder.
Bir süre sonra heyetten cevap gelir, heyet oyunu KK Paşa’ya vermiştir. Biz kararınıza uyacağız diye düşüncelerini belirtince KK Paşa, bunun üzerine heyetin teveccühüne teşekkür ederken MK Paşa gibi enerjisi yüksek birinin varlığını dikkate almamak olmaz. Aramızdaki meseleler halledilebilir.
Bu arada MK Paşa’yı üyelere takdim eder. Milli hareketin başından, sonuna kadar bizden ayrılmayacaklar, söz veriyor derken, MK paşa da huzurda söz verir.
Kongrenin toplanması, Trabzon ve daha uzak yerlerden heyetin gelebilmesi için 23 Temmuz 1919u bulur.
KK Paşa’nın bütün ikazlarıma rağmen, MK Paşa kongreye üniforması ile gelir ve kürsüye de bu halde çıkmak ister. Bu durum kongre üyelerini çok rahatsız eder. Gümüşhane delegesi Zeki Bey, kendilerine şu ihtarda bulunur. ‘’Paşa ilk önce üniformanı çıkar, sonra kürsüye gel. Ta ki milli kuvvet, askeri tahakküm altında denmesin.’’ Bu ihtar üzerine MK Paşa üniformasını çıkarır, ondan sonra kongre saflarına ve başkanlığına seçilir.
Sonunda 23 Temmuz 1919 da Erzurum kongresi şehit çocukları ve subaylar tarafından gerçekleştirilen heyecanlı temsillerle başlar. Kongrenin KK Paşa başkanlığında yapılması konusunda istekte bulunan delegelere KK Paşa bir asker olarak başkanlığı kabul edemeyeceğini söyleyerek delegeleri ikna eder ama bu olağanüstü şartlarda memur zihniyetinin üstüne çıkamayan Erzurum valisi Mazhar Müfit beyle ilgili olumsuz bir durum yaşanmaktaydı. Mazhar Müfit bey, millet zaten bu zihniyetten çekmişken yine başta mutlak bir tahakküm istiyordu. Bu düşünce KK Paşa’nın tepkisini çeker.
Kitap da, adı geçen ve o sırada Erzurum da bulunan Rawlinson, Erzurum için emelleri olan İngilizlerin Mondros mütarekesinden sonra halkın elindeki silahları toplamak için gönderilmişti. Aslında Rawlinson’un gizli görevi bağımsız Ermenistan’ın kurulmasını sağlamak, halktan toplanan silahları Kafkas Ermenilerine göndermek ve de toplanacak kongreye engel olmaktı.
İstanbul’da ise Damat Ferit Paşa, 11 Temmuz da Paris Konferansı’na gitmek üzere İstanbul’dan ayrılır. Paris Barış Konferansı galip devletlerin (İngiltere, Fransa, İtalya, ABD ve Japonya) mağlup devletlere (Osmanlı devleti Avusturya-Macaristan imparatorluğu ve Bulgaristan) barışı dikte ettirmeye çalıştığı konferans. Bu konferansla amaç yeni bir dünya düzeni kurmaktı.
İstanbul hükümeti ise bilerek ya da bilmeyerek çok fazla vatana fenalık yapıyordu. Damat Ferit Paşa 24 Temmuzda bir beyanat yayınlar. Bu beyanatta Anadolu da milli uyanışa karşı, karışıklık başlamış diyerek hayretlerini dile getirir. KK Paşa sadrazama derhal bunu tekzip et, böyle söyleyerek Anadolu’nun işgaline vesile olacaksın diyerek düşüncelerini dile getirir.
26 Temmuz 1919 da Harbiye nezareti, Erzurum da kongre toplanıyormuş, askeriye bunlara karşı ne yapıyor diye sorunca, KK Paşa’nın cevabı ilginç. Hükümetin yapamadığını millet yapmaya karar verdi. Ben de gerekeni yapıyorum. Millete kolaylık gösteriyorum.
Silahların teslimi emrini veren harbiye nezaretine hükümetinizin bahsedilen mandalardan haberi var mıdır? diye sorar.
Burada dikkatimi çeken KK Paşa’nın zelilane Mısır idaresi mi kabul olunacak demesi. Ne demek istiyor diye araştırdığımızda o tarihlerde yani 1919 da Mısır’ın durumuna baktığımızda I. Dünya harbi sonunda 1919 da Mısır, Hindistan gibi ülkelerle eş zamanlı bağımsızlık hareketleri başlar.
Burada tuhaf olan, KK Paşa’nın Mısır ve Hintlilerden söz ederken asırladan beri uyuşmuş ve sefahat ve zilletle dolu kan damarlarına sahip diyerek küçümsediği bu milletler ayağa kalkmaya çalışırken Türk milleti gibi muazzam bir tarihe sahip koca bir milletin tevekkül ve teslimiyet göstermesi kabul edilemez demesi. Bir milletin özelliğini yüceltirken diğerlerini küçümsemek ne olursa olsun doğru bir yaklaşım değil.
KK Paşa, harbiye nezaretine yazdığı mektup da Ermeniler Kafkasya dahilindeki Müslümanlara her türlü mezalimi yapmaktalar. Askeri kuvvetler yığarak Müslümanları imha yoluna gitmektedirler. Hudutu geçip Sivas yakınlarına kadar işgali planlamaktadırlar. Bu insanımızda mevcut olan korku ve endişeyi artırmaktadır. Elimizde kalan silahlara malik olduğumuz müddetçe Ermenilerle her türlü baş edebiliriz. İngilizler ise başarılı olmamamız için elimizdeki silahları almaya çalışmaktadır diye mektubunu bitirir.
28.8.1919 da yine Harbiye nezaretine yazdığı mektup da ise Erzurum da İngiliz temsilci Rawlinson ile yaptığımız manda görüşmelerinde şu beyanatta bulunuyor. Paris kongresinde Amerika mandası konuşulmuş. Türkiye ile Ermeni, Azerbaycan ve Gürcistan için Amerika mandaları kabul edilmiş ama Amerika bunu kabul etmemişti. Şu halde durum İngiliz mandasını gösteriyor.
KK Paşa’ya Rawlinson’un sözleri; Amerika Müslümanları sevk ve idare edemez. Halbuki İngilizlerin tecrübesi büyük idaresi altında milyonlarca Müslüman var. Mısır, Irak ve Hindistan da İngiltere’nin sırf insaniyet!!! için çalıştığını, asayişin korunması ile oradaki kavimlerin refahına uğraşıyor.
30 Temmuz 1919 da Harbiye nezaretinden bir emir gelir. MK Paşa ve Rauf Bey’in hükümet kararlarına aykırı fiil ve hareketlerinden dolayı hemen yakalanarak İstanbul’a gönderilmeleri.
Bu emir üzerine KK Paşa’nın 1.8.1919 da ki cevabında Ne MK Paşa’yı ne de Rauf Bey’in fiil ve hareketlerinde vatan ve milletin menfaatlerine ve kanunlara aykırı bir hal ve hareketi olmamıştır Onlar gerçek vatanseverlerdir, diyerek her ikisinin de arkasında durmuştur.
KK Paşa’nın bu bölümde yine ilginç bir açıklaması yer alıyor. KK Paşa, Erzurum kongresini MK Paşa ve Rauf Bey’in topladığı zannıyla (Bizler de Erzurum kongresini bu satırları okuyuncaya kadar MK Paşa topladı zannediyorduk) kongrenin dağıtılması ve MK Paşa ve Rauf Bey’in tevkifinde ısrarla mahalli idarelere emir veren hükümete şunları yazar.
Erzurum kongresini Doğu eyaletlerinin milletin karar ve teşebbüsüyle toplanmıştır. Bu toplanmada siyasi ve şahsi hiçbir tesir mevcut değildir. MK Paşa ve Rauf Bey’in zerre kadar tesirler olmamış sonradan herkes tarafından büyük bir hürmetle kabul edilen zatlardır diye savunmasını yapar.
Anadolu da bir milli meclis kurulmasını ortaya atar, bu fikir MK paşa ve Rauf Bey tarafından olumlu karşılanır.
KK Paşa’yı rahatsız eden bir durumda umumi harp sırasında başarılı olmuş kumandanların görevlerinden azledilmiş olmaları yerlerine başarısız, Ali Nadir Paşa gibi, düşmana karşı beyaz bayrak taşıyan, zayıf aciz, düşkün insanların getirilmiş olması. Bu durum milletin hükümete karşı soğukluğunu şiddetlendirmiştir. Gizlice başlayan memleketin parçalanmasıyla, İngiliz mi, yoksa Amerikan mandası mı olacak propagandası açıkça yapılmaya başlanmıştı. Özet olarak sözümona hükümet İngiliz mandasını desteklerken hilafet ve saltanat makamı bir hidiv (valilik) derecesine indirilecek, işgal altındaki vatan kısımları ayrı ayrı manda olacak. Söylenene göre millet ise istifa politikası takip etmeyen, istiklal ve milli birliğe uyacağını ima eden Amerikan mandasını istiyordu.
Erzurum kongresi yaklaşırken KK Paşa’nın düşündüğü esaslar şunlardı;
Irki ve hatta dini milletimizin yurdu olan topraklardaki, istiklalimizin kayıtsız, şartsız tanınması
Bunu temin için İstanbul hükümeti bu duruma karşı kayıtsız kalırsa Anadolu’nun uygun bir yerinde milli bir hükümet kurulması.
Tek dağ başı mezar oluncaya kadar istiklal mücadelesine devam edilmeli.
İşgal altındaki doğu vilayetlerinden şimdilik ya tamamen ya da kısmen vazgeçme acılığına tahammül ederek, batı vilayetleri halkının barışı kabulleri halinde doğu vilayetleri halkıyla misakı milli hududu temin edilinceye kadar mücadeleye devam edilmeli.
Kongre sırasında şu fikirlerde dile getirilir.
Vatanımız istiklalini temin etse dahi iktisaden vahim durumdadır. Memleketimize karşı istila emeli olmayan bir devletin fenni, sınai, iktisadi yardımını memnuniyetle karşılayacağımızın ilan edilmesi. Bu fikre KK Paşa karşıdır. Çünkü bu milli istiklal fikrini alt üst edebilirdi.
Misakı milliden bahsetmeden hilafet ve saltanatın korunmasından bahsederek padişahlık kuvvetini başlangıçta ürkütmemek.
23 Temmuz 1919 da başlayıp 14 gün devam eden kongre çalışmalarını her akşam KK Paşa, MK Paşa ve Rauf Bey aralarında münakaşa ederler.
Bir Amerikan mandasının İstanbul da dahi mütemadi işlenirken kongrede de Amerikan mandasının kabulünden başka kurtuluş çaremizin olmadığı hususunda mütemadiyen bazı muteber kişiler (burada isim olarak verilmemiş) tarafından dile getirilmesi ve bu konu ile ilgili MK Paşa’yı birçok yazışmalar yapmaya sevk etmişti.
KK Paşa burada haklı olarak fikrimce millet tasarruf ederek, her türlü israftan kaçınarak refaha ulaşabilir. Fakat her ne suretle olursa olsun istiklalini kaybeden bir millet benliğini ve mevcudiyetini kaybeder demektedir.
Bu fikrini ileri sürerek Amerika mandası tartışmasının artık neticelendirilmesini istemektedir. MK Paşa, Ali Fuad‘a yazdığı mektup da Amerika’dan istenecek yardım, destek konusunu Sivas kongresine bırakalım demektedir. KK Paşa, aslında Amerikan mandasını istemek olan bu duruma karşı çıkarken, MK Paşa karşı çıkmayarak konuyu Sivas kongresine bırakmıştır.
Erzurum Kongresi 7 Ağustos 1919 da çalışmasına son verirken aşağıdaki kararları alır.
Trabzon, Canik sancağı ile Doğu illerinin hiçbir sebeple Osmanlı toplumundan ayrılması mümkün değildir.
Osmanlı vatanının bütünlüğü, istiklalimizin temini, saltanat ve hilafet makamının korunması için milli iradeyi hakim kılmak esastır.
Her türlü işgal ve müdaheleye karşı birlikte müdafaa esastır. Siyasi hakimiyeti bozacak surette Hıristiyan unsurlara yeni bir takım imtiyazlar verilmesi kabul edilemez.
Merkezi hükümetin devletlerin baskısı ile buraları terk ve ihmal zorunda kalması ihtimaline karşı dahi hilafet ve saltanat makamına bağlılık esastır.
Vatanımızdaki gayrı müslim unsurların kazanılmış haklarına tamamen riayet ederiz.
Doğu Anadolu illerinde büyük çoğunluğu İslam olan dindaş ve ırkdaşlarımızın yerleştiği memleketlerde varlığımıza, tarihi haklara, örf ve dinimize uyulmasına ve bunlara aykırı teşebbüslerin desteklenmemesine.
Milletimiz insani ve modern gayelere saygı duyar. Milletimizin ve devletimizin istiklali ve vatanımızın bütünlüğü saklı kalmak şartıyla, memleketimize karşı istila emeli beslemeyen herhangi bir devletin fenni, sınai, iktisadi yardımını memnuniyetle karşılarız.
Amerikan mandasını isteyenlerin dayanakları; Türklerin çoğunluk da olduğu bölgelerde dahi bağımsızlığın kaybedilebileceği, İngilizlerin sömürgesi olunabileceği kaygısı vardı. Amerika’ya verilebilecek ayrıcalıklarla ise Amerika’nın mandası olmak daha uygun görülüyordu. Amerikalılar için özellikle Amerikalı tüccarlar için Türkiye mallarını satacakları bir yerdi ve dolayısıyla Türkiye’yi bir manda olarak istiyorlardı.
Milletimizin kendi kaderini bizzat tayin ettiği bu tarihi dönemde, merkezi hükümetimizin de milli iradeye tabi olması zaruridir.
Milli vicdandan doğan ittifakın adı Şark Anadolu Müdafayi Hukuk Cemiyeti olarak isimlendirilmiştir. Müslüman olan vatandaşlar cemiyetin tabii üyeleridir.
Kongre üyeleri arasında kongreye katılmayan Kürt Musa da vardı. KK Paşa bu durum için kurulacak olan geçici hükümet teşkil edileceği zaman Kürtlerin de milli davadan ayrılmayacaklarını göstermek gayesiyle listeye eklenmiştir diye açıklamasını yapmaktadır.
Kürt Musa bey, Bitlis de geniş arazileri olup, kaymakamlık yapmış olan Mirza beyin oğludur. Musa beyde nahiye müdürlükleri yapmış olduğu halde kitapta dip not olarak Musa bey için normal vaziyette bile, en basit bir hadiseyi tahlil kudreti olmayan biri olarak gösterilmiş.
Görünen o ki Musa Bey sadece vatanı kurtarmak için kullanılmaya çalışılmış Kürtlerle birlikteyiz imajı verilmiştir ama Musa bey Doğu harekatı sırasında hükümet konağını basıp avanesiyle hükümeti işgal edince bir telgrafla defolup gitmesi sağlanmıştır diye açıklamada bulunulmuş.
Bu sıralarda 22 Ağustos 1919 da Temps gazetesinde Amerikalı General Harbord hakkında bir bilgi yayınlanır. Paris de bulunan General Harbord Ermenistan ve Kafkasya’yı teftiş için bir heyetle Paris’den ayrılır. Alınan bilgiye göre oralardaki çocuklara ve kimsesizlere yardım yapılırken, binlerce çocuğu himayelerine aldıkları, talim ve terbiye ettikleri bilgisi alınmaktaydı. Aralarında bulunan Müslüman çocukların din ve milliyetlerini kaybettikleri ve hıristiyan isimleri ile vaftiz edildikleri haberleri de gelmekteydi. Ermenilere İngilizler ve Fransızlar silah ve mühimmat, Amerikalılar da eşya ve ilaç yardımı yapıyorlardı. Bu arda Türkleri de yardım vaadiyle gezip milletimizin misafirperverliğinden faydalanıp bir kuru teşekkürle savuşup gidiyorlardı. Burada asıl gaye muhtaç Ermenileri aramaktı.
İngiliz Rawlinson, KK Paşa’nın silah teslimine engel olması dolayısıyla KK Paşanın deyimiyle fevkalade hiddetle beni vurdurmak için teşviklerine devam ediyordu. Bunun üzerine ben de (Türk Yılmaz) diye koca bir levhaya yazdırıp oturduğum yerde başımın ucuna astırdım demektedir.
Sonunda Rawlinson ziyaretine gelir, Erzurum’dan gideceğini, ama bunun bir ilanı harp olduğunu söylüyor. KK Paşa ise, Rawlinson’a
‘’Ne bir Erzurumlu beni başka bir yerde vurur, ne de Erzurum da beni vururlar’’ dedikten bir süre sonra Rawlinson Erzurum’u terk eder.
Erzurum kongresinde kararlar alınmasına rağmen önceden Sivas da bir kongre yapılacağı kararı alındığı için Sivas da da bir kongre toplanmasına karar verilir.
4 Eylül 1919 da başlayan kongre 12 Eylül de sona erer.
5 Eylül de kongre reisi MK Paşa, ikinci reisler Rauf Beyle İsmail Fazıl Paşa ile birlikte Yüksek Hilafet Makamına diye bir telgraf gönderir. Telgrafta tarihimizin en büyük milli felaketinden çıkarak boyun eğmeye mecbur kaldığımız Mondros Mütarekesi’nin feci hükümleriyle karşı karşıya kalırken oluşturulan milli heyetle Sivas da bir kongre yaparak milletin kurtuluşunu vatanın yok olmasını önleyecek tedbirleri almayı gaye edindik, bu uğurlu vesile ile yüksek hilafet makamına sadakat ve bağlılığımızı teyid etmeyi dini milli bir vazife addederiz mealinde bir açıklamadan bulunulur.
Kongrede alınan kararlar ise;
30 Ekim 1918 de imzalanan Mondros mütarekesi ile sınırlarımız içinde kalan bilcümle İslam unsurları birbirleriyle öz kardeştirler.
Osmanlı toplumunun bütünlüğü, hilafet ve saltanatın korunması esastır.
Osmanlı memleketinin herhangi bir parçasına müdahale ve işgale karşı hep birlikte müdafaa ve mukavemet meşru esas kabul edilmiştir.
Aynı vatan içinde birlikte yaşadığımız bütün gayrı Müslümlerin her türlü hukukları saklıdır ama bu unsurlara siyasi hakimiyetimizi bozacak imtiyazlar verilmesi kabul edilemez.
Osmanlı hükümeti bir dış baskı karşısında memleketimizin her hangi bir parçasını terk etmek zorunda kalırsa hilafet ve saltanat makamı ile vatan ve milletin bütünlüğünü sağlayacak her türlü tedbir alınır.
Milli cemiyetler birleşerek Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyetleri adını almıştır.
Yani Sivas kongresinde alınan kararların pek çoğu Erzurum kongresinde alınan kararların bir benzeridir. Aslında Sivas kongresinin yapılmasını güvenlik açısından istemeyen KK Paşa, isteyen ise MK Paşa’dır.
Artık bu saatten sonra Osmanlı toplumunun bir bütün halinde kurtulma ihtimali olmadığı ortada iken hala böyle düşünenlerin tesirinde olarak iki grup bulunmaktadır.
Bolşeviklik ilan ederek veya İngiliz ya da Amerikan mandasına girerek bu amacımıza ulaşırız düşüncesindeydiler. Böyle düşünenlerin sayısı gün geçtikçe artıyordu.
Sivas da o sırada bir olay gerçekleşir. Elazız valisi Ali Galip beyin İstanbul’dan aldığı emirle kongreyi Kürtlerle basma teşebbüsü haber alınınca kongre alelacele dağılır. Sivas kongresi, Erzurum kongresinin bir teyidi özelliğini taşıyordu.
Misakı Milli; 28 Ocak 1920 yılında aşağıda imzaları bulunan Osmanlı Mebusan azaları ile kabul ve tasdik edilmiştir.
Mondros mütarekesi imzalandığı sırada işgal edilmemiş bölgeler kesin Türk yurdudur, parçalanamaz. Hakikaten, hükmen hiçbir şekilde ayrılma kabul edilemez.
Kars, Ardahan ve Batum da (Elviyei Selase) icabında tekrar serbestçe halkoyuna müracaat edilecek
Batı Trakya’nın durumu da burada yaşayanların tam hürriyetle gidecekleri referanduma göre belirlenecektir.
Osmanlı devletinin hilafet makamı ve merkezi olan İstanbul ve Marmara denizi her türlü müdaheleden korunmalıdır. Güvenlik sağlandıktan sonra Akdeniz ve Karadeniz boğazlarının ticaret ve dünya nakliyatına açılmalı, bizim ve diğer alakalı devletlerin ittifakla verecekleri kararlar geçerli olmalı.
Azınlıklara, komşu memleketlerdeki Müslüman ahaliye tanınan haklar tanınacaktır.
İstiklal ve tam serbestliğe kavuşmak hayatımızın ve varoluşumuzun esasıdır. Siyasi ve adli gelişmemize mani olan her şeye muhalifiz.
12 Eylül 1919 da sarayla yani padişahla telgraf bağlantısı kesilmesi üzerine MK Paşa buna sebep olarak gördüğü İstanbul hükümeti ile köprüleri atar ama KK Paşa bunun çok acele alınmış bir karar olduğu inancındadır.
Damat Ferit Paşa başkanlığındaki İstanbul hükümetinden KK Paşa’ya, MK Paşa’nın Anadolu da yaptıklarından rahatsız olduklarını bildiren bir mektup gelir. Bunun üzerine KK Paşa cevabi bir yazı kaleme alır. Cevap da KK Paşa, Anadolu da MK Paşa hareketi yoktur. Anadolu da tamamıyla milletin birlik ve beraberliğinden doğan bir milli cereyan vardır. MK Paşa da o milletin sinesinde ancak bir ferttir. Bu davranışlarla merkezi hükümet milletin itimat ve emniyetini gittikçe daha çok kaybetmektedir. Ordumuz en büyük kumandanından son erine kadar padişah hazretlerine çok büyük hürmetle bağlıdır.
Bu sırada Kürt Lawrence olmayı aklına koymuş İngiliz Binbaşı Mister Noel, Kürt ileri gelenleri ile Müstakil Kürdistan kurmak için propaganda yapmaktaydı. Bu birlikteliğe Elaziz valisi Ali Galip bey de katılarak millet ve vatan aleyhine icraatlara kalkışırlar. Planları bir Kürtlük ayaklanması çıkartmaktı. Sonunda takviye kuvvetlerle İngiliz Noel, yanındakilerle Urfa yönünde kaçmak zorunda kalır.
Kongre heyetinin kimseye fikir sormadan alelacele İstanbul ile ilişkiyi kesmesi Erzurum ve Trabzon gibi ilk milli teşkilatı oluşturmuş merkezlerde daha kongreden kararlar çıkmadan alınması olumsuz bir hava yaratmıştı.
Kitapta ilginç bir anekdot daha gözümüze çarpıyor. MK Paşa, Dahiliye Nazırı Adil beye yani hükümete bir telgraf yazar. Telgrafta milletin padişahına toplanan kongrelerle ilgili olarak bilgi verilmesine nasıl mani olursunuz, alçaklar, caniler, hainler diyerek sert bir çıkışta bulunur. Düşmanlarla, millet aleyhinde haince tertiplerde bulunuyorsunuz, aklınızı başınıza toplayınız şeklinde sert bir çıkışta bulunur.
Bu çıkış KK Paşa’nın hoşuna gitmez, iş sükûnetle halledilebilir düşüncesindedir. Sonunda padişaha durum bildirilip Damat Ferit Paşa kabinesinin derhal azledilmesi, yeni bir hükümet kurulması istenir.
Bu sırada İngilizlerin kuvvet sevk ederek bir Kürt isyanı çıkarma gibi bir istekleri vardı. KK Paşa hemen bu duruma karşı gerekli tedbirleri almaya başlar.
Raka kariyesinde Kürtler toplanır. Amaçları Malatya’ya hücum ederek yağmalamak daha sonra Sivas istikametine yürürken, Dersimlilerinde aynı zamanda Harput üzerine yürümesini sağlamaktı. Bağımsız Kürdistan devleti kurulmasından korkan ve Sivas kongresi aleyhine çalışan Ali Galip bey, İngiliz Noel ile beraber hareket etmekten vazgeçer.
KK Paşa sonunda durumla ilgili olarak Sadaret makamına bir mektup yazar. Paşa mektupta bir Kürt isyanı çıkabileceği konusunda uyarılarda bulunmaktadır. İki din kardeşinin birbirine düşmesi vatanın bölünmesine sebep olacaktır. Sivas kongresini, başındaki Elaziz valisi Ali haini ile Kürt eşkıyaya bastırtmak kime hizmet etmektir. Bunun sorumluluğu ve vebali büyüktür. Konunun doğruca zatı şahaneye iletilmesinin sağlanması arz olunur diyerek padişahın konuyla ilgilenmesinin sağlanması ve tarafsız devletlere durum bildirilerek İstanbul hükümeti ile her türlü haberleşmenin kesilmesinin sağlanması istenmektedir.
KK Paşa, Sivas kongresinde bir konuya daha dikkat çekiyor. Kendisi İstanbul hükümeti ile tamamen irtibatın koparılmasına karşıdır. İktisadi ve toplumsal olarak İstanbul ile ilişkinin kesilmesi birçok kimseyi maddi, manevi zarara sokacak düşüncesindedir. Bu düşüncesini kongrede dile getirince delegeler tarafından kabul görerek bir tamimle hatalar düzeltildi.
KK Paşa’nın canını sıkan bir durumda Mondros Mütarekesinden beri bu kadar kısa sürede dokuz hükümet ve onbir harbiye nazırının değişmesi. Her birinin birbirinden aciz olması düşmanlarımızın bunu aleyhimize kullanmasını kolaylaştırıyor düşüncesindedir. Bu hükümetlerin padişahı aldatarak milletin isteklerinden haberdar etmemek, ordudan dürüst, fedakar kumandanları görevden almak devletin çöküşünü hızlandırmaktadır.
KK Paşa bir konuya daha dikkat çekiyor, vatanın ve milletin kurtuluş ve selameti için çalışan Erzurum ve Sivas kongrelerin dağılması ve kongreyi destekleyenlerin tevkifi ile uğraşan Merkezi Hükümet vatanımızı, milletimizi hedef alan Ermeni kongresinin toplanmasına ise müsaade etmektedir. Bu durum milletimizin izzeti nefsini yaralamaktadır.
KK Paşa, Ali Galip olayının tesiri ile Sivas kongresi kararlarının aceleye getirildiği inancındadır.
Heyetten Hüsrev bey; bu konularla ilgili KK Paşa’ya yazdığı mektup da Manda meselesiyle ilgili olarak buradaki Amerikalı muhabirin müzakereye girişecek yetkisi yok demektedir ama yalnız bununla birçok defalar gizli mülakat yapılmış, Amerikan senatosuna telgraf çekilerek buraya bir heyet gönderilmesi için ricada bulunulmuş. Amerikalı Mr Brown şahsi fikir kaydıyla Azerbaycan; Erzurum ve Trabzon’un katılmasıyla oluşturulacak Ermenistan ve Osmanlı’yı Amerikan mandası altına almak Amerikan mandası altına almak amacındadır. Aslında Ermenistan’ı müstakil değil Türkiye’ye tabi bir muhtariyet yapmaktır.