Leyla KENT. Yazar, Seyyah Leyla Kent
banner
banner
banner
HOŞ GELDİNİZ!

Yazar, Seyyah Leyla Kent, Leyla Kent

Aşağı Kaydır
Leyla KENT. Yazar, Seyyah Leyla Kent
Leyla KENT. Yazar, Seyyah Leyla Kent
Kitap Yazarı
  • Email:
    kentleyla@yahoo.com
  • Adres:
    İstanbul / Maltepe

31.03.2026

Leyla KENT. Yazar, Seyyah Leyla Kent

 

                                                   İSTİKLAL HARBİMİZİN ESASLARI

 

Hayranı olduğum Doğunun Fatihi Kazım Karabekir’in yazdığı bu kitabı ilk olarak babamdan duymuştum. Kitabın ilk baskısı ve orijinalini okuyan babam bu ilk baskının kısa bir süre sonra piyasadan toplatıldığını, sonraki baskılarda ise orijinal baskıdan bazı bölümlerin çıkarılıp yayınlandığını anlatırdı. O zamanlar orijinali olmayan bir kitabı okumak istememiştim.

Yıllar sonra kitabı bir sahafta bulup Prof. Faruk Özerengin yazdığı sunuş kısmını incelediğimde Paşa’nın ele geçirilemeyen aile tarafından korunan el yazısı orijinalinin kaynak alınması beni heyecanlandırdı. 1933 yılında bir gazetede İstiklal öncülerini hedef alan, okuyucuya yanlış anlatan yayınlar üzerine KK Paşa hakikatleri ortaya koyacak bazı belgeleri gazeteye göndermeye başlar. Bu olay büyük tartışmalara yol açar.

Gazete son belgeyi yayımlayamaz fakat haksız yazılar devam eder. KK Paşa aynı yılın Haziran aylarında İstiklal Harbimizin Esasları adı altında bir özet eser hazırlayarak bastırmaya başlar. Fakat basım tamamlanmadan iş yeri basılır, kitap toplatılır, Yeşilköy yolundaki kireç ocaklarında yakılır. Hemen ardın da Erenköy de ki köşkü bir gece sabaha karşı basılarak aranır ve 95 adet dosya alınarak götürülür. Ancak hatıra ve belgelerin asıllarını ellerine geçiremezler.

1950 de Halk partisi seçimleri kaybedince Sinan Omur 1951 de kitabı yayınlayabildi. Fakat 1933 de yakılan kitapla beraber yok olan bölümler 1951 basımında da yoktur. Şimdi elimizde bulunan bu kitap yazıldığından 57 sene sonra ele geçirilemeyen KK Paşa’nın el yazısı orijinalinden tamamlanarak eksiksiz olarak sadeleştirilerek yani aslına sadık kalınarak okuyucuya sunulmuş.

Kitabı hemen satın alıp okumaya başladım ama öncelikle şunu belirteyim ki kitabın 227. sayfasında Hür Adam Dergisinin sahibi Sinan Omur tarafından yazılmış bir yazı dikkati çekmektedir.

Yazının başlığı,  ‘’Bu kitabı nasıl neşrettim, nasıl imha edildi?’’

1932 senesin de Feridun Fahri (Kandemir), Zindan Hatıraları isimli tarihi esirimin neşri sırasında merhum KK Paşa hazretleri ile tanışma fırsatı bulur. KK Paşa’dan İstiklal Harbine ait hatıralarının mühim olanlarından bazılarının neşredilmek üzere lütfetmelerini rica eder. KK Paşa ricayı kabul eder. Böyle bir eseri basıp Türk milletini sunmayı en büyük şeref ve vazife addeder.

KK Paşa bu samimi mukabeleden sonra ‘’İstiklal Harbinin Esasları’’ ismi altında, tamamıyle vesikalara dayanan mühim bir eser hazırlayarak lütfedecekleri vaadinde bulunur. Tam onuncu bölümü basıldığı sırada Milliyet gazetesinden KK Paşa’nın neşrettiği İstiklal harbine ait vesikalardan bazılarının harici siyasetimize dokunduğundan neşredemeyecekleri haberi gelir.

İstiklal mahkemesi hakimlerinden biride olan Kılıç Ali, Feridun Fahri’yi çağırır. Söz basmakta olduğu kitaba gelir. Bu kitabı basmanın bugün için memlekete zarar vereceğini, henüz neşretmek zamanının gelmediğini söyler sonra Feridun beye fikrini sorar. O da;

‘’Madem ki sizce bu kitabın çıkması mahzurlu ne haddime kalmıştır ki çıkarabileyim, ne isterseniz onu yapabilirsiniz’’ der.

‘’ Pekala öyleyse basılan ne kadar bölüm varsa bize hepsini teslim edin’’ diye cevap verir.

Matbaaya giderler Basılan bölümler itfaiyeden gelen kamyona konarak Topkapı haricinde ki çukurlarda yakmak üzere alıp giderler.

Kitap yakmak, tarih boyunca muhalif fikirleri, kültürel mirası veya dini metinleri bastırmak, sansürlemek ve toplumsal hafızayı yok etmek amacıyla yapılan, barbarlık ve faşizm ile ilişkilendirilen sembolik bir eylemdir diye tanımlanmaktadır.

BAŞLANGIÇ

Kitaba KK Paşa, medeni toplumlarda olayın bizzat tarafı olan kişiler hatıralarını yazarak millete, tarihe karşı görevlerini yerine getirmeyi bir borç addederler diye başlamaktadır. Bir zamanlar milletimizin kaderine hükmeden Enver ve Talat Paşalar sebep oldukları olayların hesabını millete vermeden göçüp gittiler. Hakikatler onlarla beraber gömülüp gitti. Milleti ve tarihin hakkı olan hakikati gömmek feci bir cinayettir.

Sonradan hakikat diye ortaya atılan yanlış bilgiler felaketin kaynağını oluşturmaktadır. Gerçekleri ortaya çıkarmak, araştırmak herkesin görevidir.

İSTİKLAL HARBİMİZİN ESASLARI

1.İstiklalimizin tehlikeye girdiğini kimler, ne zaman gördü ve ne gibi teşebbüslerde bulundu?

2.İstiklalimizi kurtarmak için ileri sürülenler nelerdir? Sonuç da ne oldu?

3.Esas plan etrafında kimler toplandı? Fikirler etrafında mutabık kalındı mı? Erzurum-Sivas kongrelerinde yapılan mücadeleler, Misak-ı Milli hududu, İstanbul Meclis-i Mebusan’ı haklarındaki fikir ve teşebbüsler nelerdir, İstanbul faciası ve milli hükümetimizin Ankara da doğuşu hakkın da düşünceler nelerdir?

1.Askeri hareket, iç ve dış siyasetimiz hakkında görüşler nelerdir? Yeşil ordu (İstiklal savaşı sırasında halkın ve Rusya’nın desteğini sağlamak için resmi çevrelerce oluşturulan yarı gizli bir örgüt) nedir? İstiklal Harbi daha önce bitirilebilir miydi?

2.İstiklal Harbi sırasında propaganda ve casusluk meseleleri

3.Doğu muhalefeti nereden çıktı?

4.İstiklalimizin tehlikeye girdiğini kimler, ne zaman gördü ve ne gibi teşebbüslerde bulundu?

Mondros mütarekesi sonucu İstanbul’un işgal edilmesi Türk milletinin düştüğü felaketi en iyi şekil de anlatmaktadır. Bu felaketle aniden karşılaşanlar Türklerin mahvolduğuna karar verip galip devletlere milleti teslim ettiler.

KK Paşa, burada ben bu durumu 31 Mart 1325(1909) irtica vakası (aslında yıllarca irtica vakası olarak topluma lanse ettirilmeye çalışılıp irtica adı altında Osmanlı’nın sonunu getirmek için uydurulmuş olaylar zinciri) sonucunda görüp İttihat Terakkiyi ve Şuray-ı Askeriyeyi uyarmıştım demekte.

(Burada dikkatimizi çeken, bütün bu olup bitenler sonucu KK Paşa’nın Rumeli ve Arabistan’ın artık bizde kalmasına imkan kalmadığını görebiliyordum demesi. İslam ırkları diyerek, Türkler dışındaki Müslümanlardan olan Arap ve Arnavut subayların ayrılık fikirleri içinde olduklarını söylemektedir. İnsan şöyle düşünmekten de kendini alamıyor. Gerçekten ayrılma niyetinde olsalardı, I. Dünya ve İstiklal savaşında bize maddi, manevi yardımda bulunurlar mıydı? İngiliz Başbakanı Llyod George’un söylediği gibi Arapların çoğu Türk yöneticileri için savaştılar, topluca isyan etmeleri söz konusu olmadığı gibi, çeşitli cephelerde Türk ordusu ile beraber savaşmışlardır.)

KK Paşa, yaklaştığını hissettiği savaş karşısında askeri tedbirler alınması gerektiği hususu ile ilgili Askeri Şurayı uyardığını, Askeri Şura uyarıları ciddiye alırken Talat, Enver, Cemal beyler (sonra bunlar Paşa olacaktır) ise bu konuyu ciddiye almadılar. Cemal Paşa için Türk’ün önemli bir servetini ve kanını Filistin çöllerinde lüzumsuz yere dökmüş, Suriye hezimetinin temelini hazırladıktan sonra Anadolu’ya avdet etmiş, benim doğru görüşlerime karşı, gerek şahsıma ve gerekse vatanımıza karşı yaptığı yanlış işleri düşünüp sonunda keşke dediği halde bunları hatıralarında ifade etmemiştir ama bütün bunlara rağmen Tiflis de şehit edilen Cemal Paşa’nın vatan cüda kalan cenazesini ben Erzurum’a naklettirdim demektedir.

(Filistin ve Suriye sınırlarımız içinde vatan toprağı değil miydi? Oraları savunmak kadar normal ne olabilir? Şimdi bile vatan toprağı olmadığı halde topraklarımızı güvende tutabilmek için sınır ötesi operasyonlar düzenlemiyor muyuz? Suriye de, Filistin de olan bitenden bana ne demiyoruz. Çünkü oraların güvenliği sağlanmadıkça bizim burada güvende olamayacağımızı biliyoruz.)

Balkan harbinden sonra 1914 de Almanya ve Avusturya-Macaristan imparatorluğu güneyden sarılmış, Yunan ve Sırp ittifakı ile bu sarılma daha da kolaylaşmıştı. Almanlar endişelidir. Bu sırada her konuda KK Paşa ile istişarede bulunan Enver paşa, Harbiye nazırı olduktan sonra çok değişmiş. Almanlarla yaptığı özel çalışmalarla ilgili hiçbir bilgi vermemeye başlamıştır. KK Paşa gurur onu mahvetti diye bir çıkarsamada bulunuyor.

28 Mayıs 1914 de KK Paşa Avrupa’ya bir seyahate çıkar. Paris de iken 28 Haziran 1914 de Avusturya-Macaristan Veliahdına Saraybosna da suikast de yapıldığı haberini alınca Dünya’nın bir umumi savaşa sürüklendiğini hisseder. 14 Temmuz da İstanbul’a döner. Gördüklerini, duyduklarını Enver Paşa ve Hafız Hakkı Bey’e anlatır. Mecbur edilmedikçe umumi bir harbe girilmemesi tavsiyesinde bulunur. Sonunda I. Dünya Savaşı başlar. 1 Ağustos 1914 de ise Almanlar, Ruslara savaş ilan edince, biz de de genel seferberlik ilan edilir.

KK Paşa, Enver Paşa’yı bir kere daha uyarır, Almanlar bizi savaşa sürüklemekte, dikkatli olalım, genel seferberlikle bu savaşın bir parçası olmayalım, aslında biz Anadolu’nun imarı için bütün gücümüzü kullanalım diye düşüncelerini belirtir.

Meğerse çoktan Almanlarla ittifak yapılmış, seferberlikte bunun üzerine ilan edilmiş. KK Paşa’nın bu durumdan en ufak bir haberi olmamış. KK Paşa, Almanların sürekli olarak Enver Paşa vasıtası ile ordumuzu savaşa sokmak istediklerinin farkındadır. O da sürekli olarak savaşa girmemizin ülkeyi felakete gireceği konusunda Enver Paşa’yı uyarmaktadır. Ona göre tarafsız kalmamız gerekmektedir.

(Bu bilgilerden anladığımız, Enver Paşa ne yazık ki, koskoca bir imparatorluğu belki iyi niyetli, belki de kötü niyetli bilemiyoruz, ama neredeyse tek başına önceden sonu belli olan bir savaşa sürüklemekten çekinmemiştir.)

10 Ekim 1914 tarihinde; Osmanlı orduları başına getirilen Alman Liman Paşanın, KK Paşa’yı çağırıp, Rus donanmasının bize karşı saldırısı sonucu savaşın başladığını söylerken yaşadığı sevince Enver Paşanın da ortak olması KK Paşanın dikkatini çeker.

14 Kasım da cihat ilan edilir. Artık biz de savaşın içindeyizdir. Liman Paşa nezdinde Almanya bizi bizzat savaşın iyice içine sokmak istemektedir. Almanya Ruslara karşı şimdi Romanya da bulunan Besarabya bölgesine asker göndermemizi istemekte, KK Paşa ise bu fikre karşı çıkmaktadır. Ordumuz Kafkasya da gücü kadar ordu tutmakta, boğazları koruyacak kadar güç bulundurmaktadır. Ona göre bir başka güç bulundurması bizi perişan edecek, Boğazları tehlikeye sokacaktır. O sıra da Kars’a yapılması düşünülen bir harekatın da buradaki durum belli olmadan bu kış şartlarında yapılmasının da ayrıca bir felakete sebep olacağını hatırlatır. Bu hatırlatmalarıyla KK Paşa sonunda ordudaki görevinden atılır, aynı gün gelen emirle hudut harici bir görevle görevlendirilir ve de kış ortasında yapılan Sarıkamış taarruzu bir felaketle sonuçlanır.

Çanakkale savaşına katılan KK Paşa sonrasında Enver Paşa tarafından çağırılır. KK Paşa, Enver Paşa ile ilgili olarak benden daha yüksek mevkide olmasına rağmen eski arkadaşlığına dayanarak onunla her türlü münakaşaya girişirdim demektedir. Onun tehlikeli fikirlerine bire bir şahidim.

O fikirleri; 1. Anadolu’ya bir hayli Alman muhacir getirmek, onlar sayesinde medeni aleme girmek. 2. İslam birliğini sağlamak. KK Paşa buna da karşıdır.

(Burada Enver Paşa’nın fikirleri birbiriyle çelişiyor gibi gözüküyor. Enver Paşa Anadolu’ya medeniyeti getirmek için Almanları neden istiyor? Onların ilminden, teknik ve teknolojisinden faydalanmak için mi yoksa onların özel hayatlarını biz Türklere empoze etmek için mi ? Almanlardan teknolojini almak istiyorsa tamamdır.

Çünkü 2.fikri İslam birliğini sağlamak yani İslam dinindeki insanları ya da ülkeleri bir araya getirmek. Bu durumda iki fikir birbirini tamamlamamaktadır.)

KK Paşa’nın bu fikirlere karşı olmasının nedeni, Enver Paşa’nın 1.fikrinde Almanlar acaba özel hayatları ile mi bizi medenileştirecekler düşüncesine inanmaktadır.

Toplum olarak da bu fikirlere karşı olunması, hudut dışına ordu göndermenin ordumuzu kıyasıya harcamak olduğunu, savaş bitmeden milletin mahvolacağını söylemektedir.

Ertesi gün KK Paşa, bir emirle bir daha İstanbul’a yaklaştırılmamak üzere Alman ve Osmanlı ordusunda Mareşal rütbesi ile görev yapan Goltz Paşa’nın yanına Bağdat’a gönderilir.

Burada 1915-1916 da katıldığı Kuttül Ammare kuşatmasından tek bir satırla o da düşmesi olarak bahseden KK Paşa’nın, kuşatmanın kahramını Enver Paşanın kendisinden bir yaş küçük amcası Halil Kut Paşa dan bahsetmemesi de ilginç. Kuttül Ammare zaferi Osmanlı ile Büyük Britanya arasında gerçekleşmiş. 8000 askerden oluşan İngiliz ordusu Bağdatîn güneyindeki Kut kasabasında Osmanlı ordusu tarafından kuşatılmış, kuşatma Osmanlı ordusunun büyük başarısıyla sonuçlanmış. Bu zafer 1945-1946 ya kadar kutlanırken, bu tarihlerden sonra İngiliz-Amerikan etkisi ve onlara hoş görünmek adına bu büyük Osmanlı zaferi, İngiliz yenilgesi unutturulmaya çalışılmıştır, ta ki 2016’ye kadar. 2016 da bu zafer hatırlanmış ve kutlanmaya başlamıştır. Bazı yerlerde Demokrat Parti ve Adnan Menderes’i karalamak amacıyla bu kutlamanın 1952 de kaldırıldı denerek zamanın CHP idaresi aklanmaya çalışılmıştır.

Kuttül Ammare’ den ayrılan KK Paşa, 1917 de Kafkas cephesine gelir. 22 Aralık 1914-22 Aralık 1915 arası kışın gerçekleştirilen Sarıkamış harekatın da 90 bin kişilik ordudan 12 bin kişi sağ kalmıştır. Doğu perişan haldedir. Anadolu’nun her yanından olduğu gibi Güneyden de iyi haberler gelmemektedir.

(KK Paşa, Sarıkamış faciasından bahsederken bu olayın sebebi olarak görülen Enver Paşa’dan tek kelime söz etmemektedir.)

Güney de 1918 yılında, Filistin cephesi Yıldırım Ordular komutanlığına Liman Paşa getirilir. Babası bir Yahudi asilzadesi olan Liman Paşa, 19 Eylül 1918 de Filistin cephesinde Nablus meydan muharebesinde ki beceriksizliği ile ordunun mahvına sebep olur. KK Paşa ise böyle bir felakete sebep olacağına keşke istifa etseydi diye serzenişte bulunur.

Tam bu sırada Filistin de 7.ordunun başında bulunan Mustafa Kemal Paşa, bu yenilgi üzerine Şam, Halep üzerinden geri çekilmeye karar verir. İngilizler öyle bir saldırır ki ordularımız mahv-u perişan olur. KK Paşa bu yenilgi için Filistin cephemizde İngilizler bizi tarihte misli az görülür bir hezimete uğrattılar, komutanlar ve geri kalan ordumuz Anadolu hudutlarına kendilerini dar attılar diye üzüntülerini dile getirmekte. Bu sırada kaybedilip İngilizlere bırakılan arazi Kızılırmak’la Meriç arası yani Ankara ile Edirne kadar bir araziydi.

Bu felakete sebep

1-Başkumandanlığın cepheleri idaresindeki yanlışlığı

2- Mevzi yanlışlığı

3-Mevzide vaziyet yanlışlığı

4-Geri tertiplerde noksanlık ve yanlışlıklar

Ordumuzun başında ki liyakatsiz bir Alman yüzünden Filistin’i kaybetmek gerçekten çok acı.

KK Paşanın dert yandığı bir konuda pek çok cephede yabancı ülkelerden gazeteciler olduğu halde bizim gazetecilerin hiçbir cephede bulunmaması, bu yüzden de birçok olaydan zamanında haberdar olunamaması Paşayı rahatsız etmektedir.

KK Paşa’yı asıl endişelendiren konu, İslam Birliği ya da Türk Birliği kuracağız diye Anadolu’nun

bir şekilde savunmasız bırakılmasaydı.                    

Burada KK Paşanın çok önemli bir tespiti daha var. Bu sözleri isim vermese de Enver Paşa için söylediği belli. Şöyle demektedir. Gaflet gururun ayrılmaz arkadaşıdır. Bilhassa bizim tarihimiz mağrurların gafletiyle doludur. Mağrur gafillerin bizzat sebep oldukları milli felaketler önlerine kadar geldikleri ve hatta gösterildiği halde nasıl olup da göremediklerine bilmem kaçıncı defadır şahit olacağız.

Suriye de üç ordumuzun tamamıyla mahvından sonra böyle bir durumda Tebriz, hatta Tahran’a girmek isteyen Halil Kut Paşa’ya şiddetle karşı çıkan KK Paşa sonunda Halil Kut Paşa’yı bu düşüncesinden vaz geçirmiştir.

11 Kasım 1918 de I. Dünya Savaşının bitmesinden önce 17 Ekim de Enver Paşa bir bildiri yayınlayarak savaşta muvaffak olamadığımızı kabul ederek ama mücadeleden vazgeçmeyip vazifesine devam edeceğini söyler.

KK Paşa bu bildiri karşısında aslında sevip saydığı, herşeye rağmen vatan sevgisinden emin olduğum Enver Paşa’nın bütün uyarılarına rağmen bu duruma düşmesinden dolayı büyük üzüntü duyduğunu bütün bunlara sebep onun kayıtsız şartsız Almanlara uyması, kibir ve gurur hastalığına tutulmasının yol açtığını özellikle belirtmektedir. Bu kendini bilmezlik ordumuzun lüzumsuz yere erimesine sebep olmuş, Anadolu’yu harabeye çevirmişti.

Artık bundan sonra tek amacımız, Anadolu’nun canını, malını insafsızca, şuursuzca bitiren başkumandan Enver Paşa, sadrazam Talat Paşa’nın yok ettiği, Türk’ün istiklalini tekrar sağlamanın yolunu bulmak, bu amaca ulaşmak için, yani ya İstiklal ya ölüm hakikatini haykıracak olanın peşinden gitmek.

30 Ekim 1918 de tam bir teslimiyet belgesi Mondros mütarekesi imzalandıktan sonra Enver ve Talat Paşalar yaptıklarının hesabını vermeden 2 Kasım 1918 de vatanı terk ederek kaçtılar.

Batıda bunlar yaşanırken doğuda, KK Paşa Sadrazam İzzet Paşa tarafından Genelkurmay başkanlığına getirilir.

28 Kasım 1918 de İstanbul’a döndüğünde Boğaziçi’nde sağlı, sollu İngiliz ve Fransız bayraklarını görmek onda inanılmaz üzüntü kaynağı olur. Kendi kendine istiklalimizi elde edinceye kadar mücadele etmeye ahdeder.

Bu düşüncesini abisinin evinde kendisini ziyarete gelen en yakın aziz arkadaşım dediği Miralay İsmet Bey’e (İsmet İnönü) de açıklar. Genel Kurmay Başkanlığını istemeyen KK Paşa tekrar Doğu’ya gitmek için arkadaşından yardım ister.

İsmet İnönü’nün cevabı gerçekten ilginç; Kazım bu iş buraya kadar, askerlikten istifa edelim gidip bir köyde çiftlik alalım teklifinde bulunur. Aslında demek istediği boşuna kendini yorma İngiliz mandasını kabul edelim, ağalar gibi yaşayalım düşüncesindedir. KK Paşa ise bu fikre şiddetle karşı çıkar. Bunun üzerine İsmet İnönü elinden geleni yapacağını söyleyerek ayrılır.

30 Kasım 1918 de KK Paşa, Harbiye Nazırı Abdullah Paşayı ziyaret ederek gazetelerde İttihat Terakki mensuplarını kötülemek amacıyla, onların zamanında Ermeni katliamı yapıldı efsanesi neşir edilmeye başlanmasına karşı, bu yalan yanlış neşriyata tepki gösteren KK Paşa, Doğudaki görevi sırasında Ermeni Mezalimi ile ilgili topladığı vesika ve fotoğrafları verip bu konudaki yayınlara karşı net tavrını ortaya koyar., İsmet İnönü başkanlığında bir de komisyon kurdurur.

Nihayet uzun mücadeleler sonucu doğuya kendisini kumandan tayin ettirmeyi başaran KK Paşa’ya bu sırada yardımcı olanlardan biride o sırada Harbiye Nazırı olan Mustafa Kemal (MK) Paşadır.

KK Paşa görev yerine gitmeden önce Padişah Vahdettin’i sonra da hasta olup evinde istirahat eden Mustafa Kemal Paşayı ziyarete gider. Ziyaretinde Doğunun Ermenilerden geri alınmasının İstanbul’dan mümkün olmadığını, burada ancak İtilaf devletlerinin istekleri yerine getirilebilir diye düşüncelerini belirtir.

Doğuda Milli bir hükümet için hazırlık yapmak, istiklalimiz için mücadele etmek daha çok mümkündür.

KK Paşa Anadolu’nun İtilaf devletleri tarafından işgal edilebileceğine inanmazken, MK Paşa ise buna inanmaktadır. Çünkü istila etmeye kalksalar, Anadolu o kadar savunmasızdı ki kolayca istila edebilirlerdi. Aslında onlarda yorgundu. Terhisler dolayısıyla özellikle İngiliz ordusu dağılmıştı.

Görünen o ki savaş, Anadolu da Doğu da Ermenilerle, Batı da ise Rumlarla olacaktır. Diyelim ki her şeye rağmen İtilaf devletleri Anadolu’yu işgale kalktı, bu durum bizi İstiklal savaşından men edemez. KK Paşa bu görev milletten daha çok biz komutanlara düşmektedir, evvela Erzurum da toplanalım ve milli hükümeti kuralım diye fikrini beyan eder.

Burada dikkatimizi çeken MK Paşanın, KK Paşanın bütün açıkladığı bu düşüncelere zoraki destek verir gibi görünmesi. Fakat KK Paşa kararlıdır, düşünceleri mutlaka uygulanmalıdır.

MK Paşa tamam deyip KK Paşayı uğurlar.

Sonra KK Paşa öğrenir ki MK Paşa Anadolu’ya gitmekten vazgeçer ama bir ay sonra kendi isteği dışında İstanbul’dan uzaklaştırılır.

KK Paşa İstanbul’u terk ederken şehrin vaziyet ile ilgili önemli tespitlerde bulunuyor.

1.İtilaf devletlerinin bir tek amacı vardı. O da Türk’ü boğmak. Bunu gerçekleştirmek için ellerindeki kuvvetler hariç Yunan, Ermeni ve Gürcü orduları ile şuursuz içteki Türk kuvvetlerini kullanmaktan çekinmiyorlardı. Özellikle Rum ve Ermeni milletleri birlikte hareket ediyorlardı. Zaman, zaman Kürtlerden de bu tür hareketlere katılanlar oluyordu. Türk toplumunda da parçalanmalar vardı. Nasıl mı? Yunan ve Ermeni istilasından korkan Türkler bazı yerlerde İngiliz ve Fransız himayesine girebilmek için teşekküller oluşturuyorlardı.

İstanbul hükümetini teşkil eden bazı yüksek mevkidekiler bile ecnebilerin şahsi himayesine girebilmek için Türk olmadıklarını söylüyorlar, padişahı bile ecnebi himayesine çekmek için uğraşıyorlardı.

1.Ortada dönen fikirler de şuydu.

a-Bolşevikliğin ilanı ile Türk den başka unsurlarla da beraber yürünebileceği, böyle bir durumda İtilaf devletlerinin çözüleceği düşüncesine kapılınmış, bu düşünce yani Türkiye’de Bolşevizm kurulmak istenmesi düşüncesi çok tehlikeli bir düşünce şekliydi. Bu İtilaf devletlerinin Türk Milletinin yok etmesi için bir bahane olması anlamına gelmektedir. Burada KK Paşa Amasya genelgesinden bahsetmektedir. Bu genelgeye Bolşevik(Komünizm) idare ile yönetilmesi fikri sokulmak istenince Paşa karşı çıkarak Milli Hükümet esasına dayalı hükümete geri dönülmüştür. Hatta Amasya’dan önce MK Paşa, üç hafta Havza da kalmış, burada Rus delegasyonu ile görüşmeler yapmıştır. Rusların desteğini almak için Anadolu da Sovyet tarzı idare kurma teminatı vermişti.

b-İstanbul da dayanışmalı bir kabine kurularak İngilizlerle anlaşmalı, mümkün olduğunca olanı kurtarmak. Boğazlar etrafında birkaç vilayetten oluşacak bir Türk Devleti kurulurken Kürdistan’a muhtariyet vermek, Doğu vilayetleri Ermenistan ve Pontus’a, Güney Fransa’ya, İtalya’ya, Trakya’dan Yunan’a hisse vermek. KK Paşa bu fikre şiddetle karşı çıkar. Anadolu’ya geçerek milli mücadele gerçekleştirilirken, İstanbul’da ki hükümetinde bu mücadeleye katılmasını sağlamak Paşa’nın en büyük isteğidir.

c-İşleri oluruna bırakmak: Ne görev verirlerse kabul, ne emrederlerse itaat.

d-İşten çekilip köylü olmak: Bu suretle olacak yıkımdan mesul olmamak, uzakta kalmak

e-Manda fikirleri: İngiliz mandası için Damat Ferit Paşa başta olmak üzere bir çok sayıda aydın taraftarken, Amerikan mandasını da isteyen bir hayli kişi vardı.

KK Paşa, İstanbul’u arkasında bırakarak 19 Nisan 1919 da Trabzon’a gider. Hemen oradaki cemiyetlerle görüşmelere başlar. Bu cemiyetlerin amacı, bu bölge de kurulmaya çalışılan Pontus devletine engel olabilmek. Engel olmayı barışçıl yollarla yapmayı düşünmeleri üzerine KK Paşa vatanımızı ancak silah kuvvetiyle kurtarabiliriz, silahlarınızı vermeyeceksiniz deyince cemiyetin ileri gelenleri teslim etmezsek İngiliz donanması şehrimizi yakar diye korkularını söylerler.

KK Paşa’nın cevabı ise; Silahlar toplanırsa, silahsız kalan sizlere karşı ya Rumlar ayaklanacak, ya da Ermeniler gelip sizleri kesecek bunumu istiyorsunuz?. İşin ilginci KK Paşa’nın Umumi Harp de dahi İngiliz gibi medeni bir devlet (İngiliz’i medeni olarak görmesi açıkçası beni şaşırttı) böyle bir vahşilik yaptı mı ki şimdi yapsın, fakat bu sahillere her gün vapur dolusu Rum muhacir geliyor, bunların arasında kim bilir ne kadar Yunan zabit ve neferi vardır ve kim bilir ne kadar silah ve bomba topraklara getiriliyordur. İşte silahlarınızı verirseniz İtilaf devletlerine gerek kalmadan sizi mahvederler.

KK Paşa’nın yaptığı konuşma etkili olur, cemiyettekiler Paşa’nın söylediklerini kabul ederler.

KK Paşa’nın ziyaretine gelen Fransız konsolosunun sözleri gerçekten ilginç. Konsolos, Paşa’ya

-Buralar da ne arıyorsunuz? Boğazların etrafında birkaç vilayet size yetişir, nüfusunuz az.          

Fransızlar Trabzon’da fazlasıyla faaliyet gösteriyorlardı. Amaçları, Büyük Ermenistan’ı mı yoksa Pontus cumhuriyetini mi kurmaktı henüz belli değildi.

KK Paşa 3 Mayıs 1919 da vakit kaybetmeden Erzurum’a geçer. Trabzon da ne kadar İngiliz donanmasından korkuluyorsa Erzurum da da ordunun tahliye veya terhisinden korkuluyordu. KK Paşa kararlı bir şekilde kesinlikle ordunun terhisine izin vermeyeceğini söyler. Bunu size benim söylediğim için değil, sizin bunu benden istediğinizi her ortamda söylenmesi gerektiğini Paşa, halktan ister.

Bunun üzerine halk hiçbir müdahale olmadan kendi aralarında yazışarak Erzurum kongresinin yolu açılarken, KK Paşa da harbe hazırlanmak için gerekli çalışmalara başlar.

Bu arada Umumi Harp sırasında kimsesiz kalan çocukların ordu himayesinde kurtarılması ve yerleştirilmesi için gerekli tedbirler alınır.

Yine Türklerle, Kürtler arasındaki problemleri halletmek için her iki tarafa, her iki milletin aynı ırk ve dinden olduklarına, karşımızdaki tehlikenin müşterek olduğuna dair telkinde bulunmak.

Bütün bunlarla uğraşılırken İstanbul hükümeti ve İngiliz kuvvetleri tarafından, Askeri teşkilatın küçültülmesini, bazı kumandanların İngilizlere teslim edilmesi istenince asla askeri ve milli teşkilat lağvedilmeyecek, isteyecekleri şahıslar verilmeyecek, cephane de dahil verilmeyecek.

KK Paşa, İngiliz’in silahlarınızı teslim edin deyip buraya asker yığarım sizi mahvederim tehditlerine rağmen büyük bir direnç gösterir.

Bunun üzerine İngiliz öyle bir tehditte bulunur ki Erzurum’u Ermenistan’a veririz derken gerçekten kararlı görünmektedir. Hatta KK Paşa’yı öldürürseniz veyahut buradan atarsanız hududun Erzurum’la Hasankale arasından geçmesini sağlarız der.

Tam bu sırada 15 Mayıs 1919 da İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edildiği haberi gelir. Günlerce halkın feryatları arasında mitingler düzenleyen Erzurumlular, Erzurum da binlerce halk karargah etrafında mücadeleye sonuna kadar devam edeceklerine dair ant içerler.

İzmir’in işgalinde KK Paşa’yı en çok yaralayan bazı üst düzey yetkililerin ve subayların mukavemet etmemeleri, hatta çekilmeleri onun deyimiyle tarihimiz için kara bir lekedir. Halk da aynı durumdadır düşmana mukavemet etmeden teslim olmuşlardır.

O tarihlerde İzmir de kolordu komutanı Ali Nadir Paşa, İzmir valisi İzzet Bey’dir. Her ikisi de hain ilan edilmiştir. Halkın düşmana karşı direnç göstermemesi İstiklal harbi tarihimiz için ilginç durumlardan biridir.

KK Paşa buna sebep olarak halkımızın emir almaya alışık olması, birisinin çıkıp da ‘’Ne duruyorsunuz’’ demesini bekliyor olmalarıdır. Bunu söyleyecek bir kişi olmadığı gibi kumandanlarda acizdi. Oraya müteşebbis biri gitmiş olsaydı İstiklal harbimizin başlangıcı bu kadar acı olmazdı. Yine de milletin fedakar evlatları kumandanların acziyetine rağmen şahsi teşebbüslerle şurada, burada cephe teşkiline başlamışlar.

19 Mayıs 1919 da Samsuna gelen MK Paşa 21 Mayıs 1919 da gelişini, KK Paşa’ya bir mektupla bildirir. Mektup da KK Paşa ile görüşmek isteği ile genel halin vehametinden çok müteessir olduğundan bahsedip milletimize olan borcumuzu beraber yerine getireceğimizi inanarak bu memuriyeti kabul ettim demektedir.

Buradan da anlaşılacağı gibi MK paşa Samsun’a görevlendirildiği için gelmiştir. Görevi de Samsun da asayişi sağlamaktır ve bu konuda KK Paşa’dan yardım istemektedir.

Birkaç gün kalarak Erzurum’a geçeceğinden bahseden MK Paşa Erzurum’a tam 45 gün sonra 3 Temmuz da gelir.

29 Mayıs 1919 da MK Paşa, KK Paşa’ya ve diğer Paşalara bir direktif de bulunur. Bu ;direktif de

İtilaf devletlerinin vatanımızı paylaşırken milletimize hileli bir siyaset uyguladığını, istiklalimizi ve devletimizi idama mahkum ettiklerini, hilafet makamı ve hükümetin adeta esir edildiklerini söylerken, milleti ve vatanımızı esaretten kurtulmasını ancak el ele vererek başarabiliriz diye düşüncelerini belirtir.

MK Paşa yabancı işgalini iki şekilde tasavvur etmektedir. Karadeniz sahilindeki Rum ahali isyan edip devletini ilan ederek, vilayetlerimizi yağmalayacak. Buna karşı gerekli tedbirleri alacağız. Sahile çıkan yabancı kuvvetler iç kısımlara kadar ilerleyebilecek bunlara karşı mitingler, protestolar yapılacak, askerimiz ve halk birlikte direnecekler.

MK Paşa’nın mealen düşünceleri böyleydi. KK Paşa ile bir noktada ayrılıyorlardı. MK Paşa İtilaf devletlerinden saldırı beklerken KK Paşa ise İtilaf devletlerinden aleyhimize bir hareket beklemiyordu. Ayrıldıkları bir nokta daha vardı. MK Paşa vatanı savunmak için gerilla tipi bir savunmayı tercih ederken KK Paşa ise çete tipi bir savunmaya kaşı çıkarken birliklerin birleştirilmesini taraftar olup bir Ermeni taarruzuna ancak böyle karşı çıkabiliriz düşüncesindeydi. Kendi sözleri ile KK Paşa, bu emri mevkii tatbikata koymadım diye kararlı bir şekilde düşüncesini dile getiriyor.

Kitapta sonunda Erzurum da beklenen MK Paşa’nın Samsun dan sonra Havza’ya gittiğini öğreniyoruz. KK Paşa, MK Paşa’nın neden Havza da bulunduğuna dair tek kelime etmezken yaptığımız araştırmalara göre Havza da üç hafta kalmasının sebebini Prof. Dr Ekrem Buğra Ekinci şöyle açıklamaktadır. MK Paşa yanındaki 19 kişiyle 25 Mayısta Havza’ya gittiğini ve Mesudiye otelinde kalıp kaplıca kürü yaptırdığını söylemekte. Havza da kaldığı süre içinde orada bulunan İngiliz irtibat subayları ile görüşmeler yapmış, mitingler düzenlemişti. Hatta 7 Haziran da Sovyet delegasyonu ile görüşür. Bu görüşmede I. Dünya savaşında İtilaf devletleri yanında yer alan eski adı ile Rusya yeni adı ile Sovyetler ile MK Paşa arasında İtilaf devletlerine karşı birlikte hareket etme konusu görüşülmüş, Sovyetler mücadele için yardım teklifinde bulunmuştu. Ayrıca MK Paşa tarafından, Sovyet desteğini alabilmek için Anadolu da Sovyet tarzı bir idare kurma sözü verilmişti. MK Paşa’nın aslında amacı, o zaman dinsizlikle eşdeğer görülen Bolşevik benzeri bir idareyi Anadolu’ya getirmek değil, Sovyetlerin desteğini alabilmekti. Fakat bu durum, Padişah, İstanbul Hükümeti ve Sovyet muhalifi İngilizlerin tepkisini çekti. Sovyet yardımını alabilmek için Türkiye de bir Komünist Partinin kurulmasına zemin hazırlarken, Kafkasya dan çekilerek 1918 yılında kurulmuş Müstakil Azerbaycan’ın Sovyetler tarafından işgaline resmen göz yumulmuştur.

KK Paşanın yazdıklarından anladığımız, KK Paşa kendi üstünde bulunan komutanlardan daha soğukkanlı, daha kararlı, daha ileri görüşlü. Bu düşüncemin doğruluğunu KK Paşa ve MK Paşa arasında gerçekleşen yazışmalardan açıkça görebilmekteyiz.

Copyright www.leylakent.com her hakkı saklıdır.
photo
Bize Yazabilirsiniz
* Lütfen boş alan bırakmayın.